10 Mart 2015 Salı

DOĞUM GÜNÜ



Son yazımdan bu yana, bir yaşıma daha girip öyle geldim.
Benim için bir okadar özel olan 6 Mart  gününden, iz bırakan  güzel duyguları burada ifade etmek hoş olur diye düşündüm, ne de olsa bu blogum varken geçirdiğim ikinci doğum günü.
Burası benim için önemli ve farklı, çok fazla bir düzen yakalayamasamda.
 Tanıyan bilir, herşeyi yazabilme, bir kyağıt parçasıda olmak üzere saklayabilmek, bir kareyi kaydedebilme huyumu, bir olasılık olsa hayatın hiçbir anını kaçırmak istemeyeceğimi ve blog benim 4-5 günlüğümün arasında bir tanesi. Herşeyi yazabiliriz demiş şairin biri belki ama dönüp okumaya vaktimiz olmayacakmış.Geçen sene ki doğum günü başlığımda, çocukluk fotoğraflarımı paylaşırken, aynı zamanda o günlere duyduğum özlemimide anlatmış olduğumu düşünüyorum, zaten hayatın kendisi 6 yaşına kadardır derler, gerisi ona dönme çabası.Bu yüzden ne kadar uğraşırsakta, didinsekte bugün dünden daha saf olmayacak, bu yazı geçen seneden daha güzel olma ihtimalinin olmadığı gibi. Bu  doğum günü başlığımda, geride bıraktığım bir yıl içindeki önemli gelişmeleri paylaşmanın yanı sıra, iç dünyama yoğunlaştığım bir yazı olmasını istedim.
18.yaşımdan “Biraz huzur biraz da mutluluk” dilemiştim.Mutlu geçireceğim yıllardan çok umutlu yıllar yaşamayı düşledim daha fazla.Bir sene içinde sadece ilk yarı yılımı yaşamış farz ediyorum aslında.  
Bir kaç önemli gelişmede aynen şöyleydi:liseyi bitirdim Allahın izniyle,ardımda çok sevdiğim güzel dostlar bıraktım, yerini asla tutamayacakları yeni dostlar bulmuş gibi oldum,yanlış bir meslek seçimi yaptım,tatiller geldi geçti,güldüm,ağladım,hasta oldum iyileştim...
Sevdiğim insanların mutluluk sebebi olmak bir hayat felsefesi oldu benim için ömrümce, bu sebepten kendimi asla düşünmem. 
Genç olmak mutlu etmiyor açıkçası beni, yaşıtlarım gibi heveslerim yok. Çocukluğumdan beri ya yaşımdan çok daha küçüklerle anlaştım, ya da anneanne babannemlerin akrabaları olan daha yetişkinlerle,çok dostum yoktu.
Heyecanı hiç kaldıramadım oldum olası, yeter ki sessizlik olsun, huzurlu olan bir ortam isterdim.
Her sene olduğu gibide doğum günü kutlama faslı, bir mekanda olsun, bir yerde kutlamak aklımın ucundan geçmedi, kendi çatımın altında olmak en büyük sıcaklık en büyük huzurdur.
 Gerçekten beni tanıyan insanların yanında olmalıydım.Yeni kararlar aldım her insan gibi.
Aklıma geleni yapacağım artık dedim,  hatta yapacağım demekte yasak olmalıydı  yaptım demeliydim.Daha az ağlamalıydım.Bir şey yıkılıyorsa toparlamalıydım ,mesela hayat mücadelesi artıyor sorumluluklar ve bu öyle bir şey ki, aynı evin içinde yaşayan insanları bile yabancılaştırıyor, vakit ayıramamak , farkında olmuyoruz.Doğum günü gecesi aklıma doğan ilk fikir bu olmuştu, 2014 yılında en çok sevdiğim bir filmi açıp bütün aileyi bir araya toplamıştım gece yarısı, dağınık olmamalıydık.
Okumaktan, yazmaktan, film izlemekten asla vazgeçmemeliydim .
Sonra özlediğim dedemli yıllar, gözlerimin önünde yıkılan çocukluk sokakları, bu yüzden ülkemden nefret ettiğim hiç birşeyi geri getiremezdim biliyordum,ancak dua edebilir eski dostlarımı tekrar arayabilirdim yinede.
 Dedemin mezarını ziyaret etmek...Halsiz düşme pahasına, arkadaşlarımı arayıpta bulamasam da çaba sarfedeceğime söz verdim.Belki de kendimde kaybettiğim cesareti bulmalıydım, yeni yaşımda.
Bulmak içinde Kaybolmalı.Benim için önemli olan çok değerli insanlar yer aldı doğum günümde.Pastam umut dolusu koktu.Manevi sihirli anlamların yer alması, beni her sefer ki gibi ağlattı küçük bir çocuğun öpücüğü mesela ve ya sarılışı...
Kendime doğum günü hediyeside hazırladım ve bu çok hoş bir şeydi, her günümü  yazdığım 2013 senesinin sonlarında başladığım, 18.yaşımdan bu yana ki iki günlüğümü kendime hediye ettim, aklımdan iyi kötü hiç birşey silinmeyecekti o defterler sayesinde.
Ayrıca buradan benim yanımda kalben olan çok insan oldu :Ceren ablam,Pozitif Manyak,Deeptone,Kreatif Başkan,Helene,gizemlikimlik...Sizleri hepinizi çok seviyorum .
Bu yıl ki pasta mum üflemesinde dilediğim tek kelime “ Kaybolmak” geçti içimden.
Keşke dedim ki insanın geride bırakabileceği bir şey olmasa, doğduğu evi yanında taşısa, sevdiklerini bu kaostan kurtarabilse.Bir an rahmetli Kemal Sunalın oynadığı Gülen Adam filmi geldi aklıma,evini oradan oraya taşıyor,en olmadık acılara bile gülüyor, öyle olmayı çok isterdim, dayanılmaz oldukça hayat, kaçar, kaçar üzerimize gelmesine izin vermezdik zabıta düyanın :)Her şeyi dalgaya vurmak, üzülünce ağrılar girene dek gülmek .Yaşama çabası göstermek bu şekilde, hiç birşey umrumda değilmiş gibi gözükürken.
İşte ben 6 Mart akşamı değil karnım, kalbimde sancı hissedecek kadar güldüm.
Susunca herkes hadi boşuna gülün dedim, siz benim bu sözüme gülerken, ben gerçekten bir sebep yokken güleceğim ,saçma sapan kelimeler çıkacak ağzımdan, siz beni yine seveceksiniz  bu yüzden yanımdasınız-diyerek mutlu oldum kendimle yanımdaki insanlarla.
Böyle işte, sevdikçe kalmak bir zorunluluk olur, olduğun yerde çivi çakmış gibi kalmak ama ben sevdiklerimi hep uzağımdaymış gibi sevmeyi tercih ediyorum, bu  her şeye rağmen yine de daha güzel onlara her bakışımda yıllar sonra görüyormuş gibi özlemek.
Hiç gitmeyecek gibi seversek, taparız ve yıpratırız ozaman birbirimizi.
Ve ben sevdiklerimi hep çok özlüyorum, uzağımdaymış gibi ama yakınımdayken hasret çekiyor ve tamda bu yüzden yaşıyorum diyebiliyorum.

Daha yaşıma karar    veremedim, çünkü insan hissettiği yaştan büyük değil asla 9 mu 19 mu onu artık siz karar verin :)