21 Şubat 2017 Salı

İZLEDİKLERİM


İNCİR REÇELİ 2

Çok sevdiğimiz birini kaybettmenin ardından yapılabilecek tek şey, hatırasına sadık kalmaya çalışmak sanırız.Onun alışkanlıklarını benimser onun huylarını kendimize giydirmeye çalışırız.
Yokluklarında mutlu olmayı ihanet gibi algılasakta, ölüler aldatılmaz,kazanılmaz veya kaybedilmez.
Sevgidir onlardan bize armağan kalan, ileride yeniden sevebilmek için.Metin bunların bir örneği. Bir çoğumuz hayattaymış gibi görünsekte içten yaşamlarımız iyi ki de ele vermiyor bizleri.
Duyguyu kaybettikten sonra onun hayali varlığı ile yaşayan Metin,  zor günler geçirmektedir.
Yardım eli kabullenmeyip hiç kimse olmamanın bilinmemezliği ile derin bir yalnızlık içinde bulur kendini.
Taa ki yaraları birbirine uyan Gizem`le Metin kalplerinde ki sızılara dokunana dek.Acıları birbirine benzeyen insanlar nerde olsa tanır birbirlerini!
Aşk yaşamaktan çok hissetmektir dedirten İncir Reçeli`nin bir devamı niteliğinde çekilen film,duygulandıran türden bir yapım.



PATCH ADAMS

 Dünyada ki en güzel şeylerden biri,insanın kendine güvenmesi ikincisi ise kendini tanımasıdır.
Bir çok sahnesini bir  başkaldırı olaraktan nitelendirdiğim Patch Adams   motivasyona sebep  ve hayallerimizin peşinden koşmamıza vesile olabilecek, ABD yapımı bir film.
Orta yaşlarda bir adam olan Patch,ruh sağlığının iyi gitmediği görüşüyle hastaneye yatar kendi isteğiyle.
O hastanede hayatının anlamını kazanan Patch, doktor olmaya karar veriyor.
Hastaların ilaçtan çok sevgiye ihtiyacı olduklarını inanan Patch,sistemi değiştirmenin peşindedir ve büyüzden başından gelmeyen olay kalmıyor.Onu bu yolda sınayan çok şey olsada isteğinden asla vazgeçmiyor.
Hep mutlu olmanın sırrı ise yaptığımız işi sevmekte saklıdır.



YERDE Kİ YILDIZLAR

Pek çok anne babamın ortak sorunu gibi yansıyan, çocuklarının yeteri kadar ders çalışmamasıyla alakadar bir film gibi gözüksede, bütün velilerin ve öğretmenlerin izlemesi gereken  bir Hindistan filmi.En büyük şans ise çocukluk yıllarımızda iyi bir öğretmene raslamaktır.
Zengin bir hayal gücü olan İshaan için, okul kitapları ve dersleri kendi algılamak istediği gibi bir dünyadır, herşeye farklı bir pencereden bakıyordur .
Bu durumda oğlunun sınıfta kalması başarısızlığına katlanamayan baba, İshaa'nı yatılı bir okula kaydeder.
Sessizliğe gömülen İshan`ın yardımına neyse ki geçici resim öğretmeni yetişiyor.
Geçmişinde benzer sorunlarla karşılaşan öğretmen, İshaan`da çocukluğunu görmektedir.
İshan`ın kendine güven duymasını sağlayan öğretmen, büyük bir yaratıcılığın kapısını aralıyor.
Her birimizin özel birer birey olarak yetiştirdiğimizi hatırlatan bir yapım.




 SALYANGOZLAR VE ERKEKLER

Bir salyangoz konzervesi üreticisi olan bir şirkettin iflas etmesi söz konusudur,bu durumda çaşışan bir çok kişinin işten çıkarılması anlamına geliyordu.
Gidenlerden mi yoksa kalanlardan mı olacaklarının paniği içinde yaşayan işçilerden biri, kendince bir çözüm üretmek ister.
Şirketlerini kurtmanın tek yolu, şirketi el verip çalışanlarla birlikte satın almaktır.
Parayı nerede bulacaklarına dair traji komik bir çözüm bulurlar.
Başta herkes aynı fikre yanaşmada, başka seçenek hakkı verilmemiştir.
Ellerinde ki tek çareye sarılan çalışanlar, ne yazık ki onurları ve gururları kırılmış bir şekilde başarısız olurlar.Üstelik şirketlerinin tamamen kapancağı hakikatiyle karşı karşıya kalan çalışanların hepsi işsiz kalacaktır.
Ekmek parası peşinde koşan, kendi çapında didinen insanların hikayesinin konu olan,bir Romanya filmi.Hayat her türlü zorluğu tadtırıyor ve yapmam dediğini yaşatıyor insana.


20 Kasım 2016 Pazar

Çocuktum 6



Meleğin gelecek adına en büyük hedefi “deli” olmaktı,bunu bilmeyen yoktu.
Geleceği için yatırım yapmalı ve alıştırmalarına genç yaşta başlamalıydı, küçük değildi o kocamandı.
Belirli  kurallar içerisinde, ruhunu kapana kısmakta niyeydi ki?Bu yüzden arkadaşının öğretmen olmak isteği ile kız kardeşinin ilerde hemşire olma hayaline bir türlü anlam veremiyordu.
İnsanları gıcık etmeyi bayılırdı.O sabah güne, mahallelilerden Şengün ablalarının yaşı gelipte geçmesine rağmen, neden hala evlenmediğini sorgulamakla başlamıştı.
Düşüncelerini ap açık ortaya dökünce ise, temizlik yapan Şengün ablasının onu duyduğunun farkında bile olmadan, camdan aşağa kafasına bir kova suyu yemişti.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlardı ya,  yinede memnundu  halinden, pişmanda değildi Melek, eğleniyordu sonuçta,birilerinin kalbini kırabileceğinin farkında bile olmadan. Bazen çok düşünceli, kimi zamanda  deli dolu olurdu.
Yetişkinlerin kendisine yalan söylemelerinden bıkmıştı  o herşeyi sezerdi, bilirdi,akıllı kızçeydi.
Parkta ıslanan giysilerini kurutmaya çalışan kızçeler,Meleğin başına okadar iş gelmesine rağmen, neden yinede akıllanmadığını bir türlü çözemiyorlardı.
Meleğin ise cevabı hep aynı olurdu “amacım bu zaten” derdi.
Ayak üstü şehrin deli mecnunu olan Miftar adında ki gencede ilişmeden edemedi.
Zamanında kavuşamadığı sevdiğinin ismi anıldıkça, insanları kovalardı Miftar.Çocukların ardından koşardı, kan ter içinde kalırdı hepsi. Olanlar karşısında suskun kalmayı yeğledi kızçeler.
Melek ise tatmin olmuş gibi gözükmüyordu, sol dirseğiylede arkadaşının koluna vurdu.
-Sen o kara çocugi seveyn mi?
-Ne deysın be?
-Emrahi deym be, pişlerıni hep sana verey.Hem ne var be bak benım beş  sevdıgım var!
Meleğin parmaklarıyla beş diye gösterdiği dörttü aslında,küçük kız ise buna gülüp arkadaşının bir parmağını daha açarak yanlışını düzeltti.
-Seveym tabi o benim kardeşim, niye sevmeyim ki?
-Hadi be sen nerden bileyn ki kardeş gibi sevesın, senın kardaşçen yok kiii!
Meleğin son sarf ettiği cümleler  bilinçsizce küçük kızı içten içe üzmüştü.
İlk defa herkes gibi, kendisinin neden bir kardeşi olmadığını düşündü.
Ardından konuşulan konuların her birinde dışlanmış gibi hissetti, bir ait olamamazlık vardı içinde.
Söylentiler Gizem`in geleceği hakkında ki hazırlıklar üzerinde dönüyordu.
Uzaklardan gelecek olan arkadaşlarına hediye alamayacaklarını anlayan kızçeler Gizeme  elleriyle ve imkanlarıyla puding hazırlamaya karar verdiler.Pudingleri vanilya mı yoksa çıkolatalı mı olacağını  bir türlü bir sonuca varamayan  çocuklar bir süre sonra gereken malzemeleri almak için ve bir kaç saat sonra buluşmak üzere, sözleşip evlerine çekildiler.
Kendisini öğle uykusuna yatıran anneanesinede,Meleğe üzüldüğü konuyu açmayı uygun gördü.Anneannesi ona sevdiklerine yalan söylerse, büyük günah işlediğini söylerdi çünkü.
Başında kırmızı beresı,üstünde iki battaniye ile iki yorganla, yatağın bir köşesinde kıvrılmış anneannesinin tek bildiği, bilmem kaçıncı kez Nasrettin hoca hikayelerini duymaktaydı.
Anneannesi torunu üşüyor diye, ona sıkı sıkı sarılmıştı.
-Anneanniş beee e te be vafir bıktım Nasrettin hocadan valla, te sen süle bana Melek hakli mi,Emrahi kardeşim gibi sevemem mi ben?
-Kız sen kara kızce mi olacan, kocaya mi kaçmak isteyn ne deyn?
-Anneanneee beee sendaa miii!!Gideym ben te sen beni anlamayn.Onlar gibi düşüniyn,konulayn sevmeym ben seni.Darıldım ben banane !
İçindeki biriktirdiği duyguların patlamasını, anneannesininide yanlış anlamasıyla yaşayan küçük kız, bedenini saran kollardan bir çırpıda kurtulup, yatağın içinden çıkıp beresini yere  attı.
Anneannesi torunun ardından o an cevap alamayacağını  bilsede,nereye gittiğine dair seslendiğinde küçük kız çoktan odayı terk etmişti, onu  saatler sonra bekleyen sürprizden habersiz bir şekilde.
Anne, babası küçük kızı dünyaya getirdiklerinde, daha çok gençlerdi hayat koşuşturması peşinde kızlarına güzel bir gelecek sağlayabilmek adına, bir göz oda evin içinde yaşarlardı.Çocuklarını sıkıntı çekmesin diye,daha fazla anneannelerinin yanında bırakırlardı .
Genç anne baba  iş güç peşinde olurdu hep.Aynı gün evladının ziyaretine gelen anne, aileyi mutlu edecek bir haberle uğramıştı baba evine.İkinci çocuğuna hamileydi ve bunu öğrenmek en çokta abla olacak kişinin hakkıydı.
Küçük kızdan ise saatlerdir haber alınamıyordu,arkadaşlarına bilenlere sorsalarda, sık gittiği yerlere uğrasalarda nafileydi.
Tam ümitler kesilecek gibiyken, çaresizce bekledikleri evin salonu içinde yer alan gardıroptan bir gıcırtı sesi duyuldu.
Evin büyükannesi ise,doğrulduğu yerinden duyduğu sese doğru yöneldi...
Evet küçük kız içinde uyuyordu, tamda istediği gibi,tek başına ve onu kimsenin bulamayacağı bir yerde...
Kucağına  küçük kızı almak üzere eğilen büyükanne,kızın salyangoz kabuğu gibi kollarında kıvrıldığını,kendi içine çekildiğini fark etti.
Üşüyordu ama hava değildi onu  üşüten, anlaşılmamak üşütmüştü çocuk kalbini...
-Uyan-diye fısıldadı kulağına büyük anne.
“Uyan şimdi uyumanın vakti degil, mutlu olmanin zamani evlatçe...
 Mutluydu artık benimde bir kardeşim var diyebilecekti, hep en üzgün olduğunda gülerdi ya ardından tıpkı yağmurdan sonra ki gökkuşağı gibi,öyleydi umutları, saklanırdı ancak üzüldüğünde görmesin kimse onu.
Elinde ki paketle koşarak ilerledi,verdiği sözü tutmak üzere arkadaşlarının yanına.
Meleklerin yeşil badamalı evlerine vardığında, iki kız kardeş malzeme yetmezliğinden tartışmaktaydılar.
Yaraya merhem sürer gibi girdi bir anda söze:
-Yagodalii olsun mi pudingımızz ha?
-Olsında amaa çok sütımız yook!
-Olsuun, suyla karıştırırırız olmaz mi!-diyerek tebessüm etti küçük kız, kız kardeşlerinde gülümsemesine sebep göstererek.
-Olmaz mi beee, gelin seveymm sizi akılli kızçeler!

Kelime Doğrulaması:

-Pişler-Misket
-Yagoda-Çilek

  








12 Kasım 2016 Cumartesi

Çocuktum 5



Yıllardır yürütüğü lokanta dükkanından sonra,ev yemeklerinin kokusunu özleyen dede, yeni zücacciye işinin düzenine alışmaya çalışıyordu.
Bu dükkanı annesi ile eşi ve çocuklarıyla yıllardır ayakta tutmaya çalışmıştı.Babası senelerdir daha iyi bir düzen için, yollarda o ülke benim bu ülke senin diye orada burada sapmıştı.Annesi kardeşleriyle babanın peşine takılmayıp düzenlerini sürdürmüşlerdi.En son ki Türkiye deneyimi sonrasından çocukları olmadan yaşayamayacağını anlayan baba, Balkanlara geri dönüş yapmıştı.
Yıllar geçmiş, babalarının yapamadıklarını gün gelmiş kız kardeşleri gerçekleştirmişti.
Biri Amerika, diğeri Almanya ve bir diğeride Hırvatistanda evlenip gitmişlerdi.
Erkek kardeşi ise babası gibi hayalperest biri olup çıkmıştı.
Anne ve oğlun direnişi annenin yatak hastası olmasıyla son bulmuş.Beş kardeşin ekmek yediği teknenin sonu böyle gelmişti.
Geçmiş günlerini hatırlayıp hüzünlenen dede,elinin tersiyle nemlenen gözlerini silmeye çalışırken, torunun geldiğini farkında bile değildi, ondan bir dakika müsade isteyip kendine geldiğinde, küçük çoban gülünü dükkanın bir vitrin köşesinde, kollarını birbirine bağlamış bir şekilde otururken bulmuştu.
En çok sevdiği beyaz elbisesini giymiş,banyodan yeni çıkmış kıvrış saçlarıyla, dedesinin kendisini koklayıp, çoban gülü denilmesini çok severdi.
Arada dede torun atışmasıylada süslenen diyalog, küçük kızın fotoğraf çekme sevdasıyla biterdi.
Bu yüzden dede dükkanında taze çiçekler ve fotoğraf makinası için yeni film şeridi bulundurmayı asla ihmal etmezdi.Buda dedenin yeni düzeninden en çok sevdiği alışkanlıklarındandı.
Torununun bir anlık dalgınlığının ihmaline geldiğini anlayan dede, küçük kızın yanına çömeldi.
-Hane imiş deduşkasından çoban güli?
Umrumda değilsin,seni duymuyorum ve hayır anlamında kızın kullandığı tavır ayak pabuçlarını yere çarpıp,kollarını çözmeden sağa sola döndürmesiydi.
Bu sayede kısacık saçlarıda havada dans eder, şampuan kokusunu yayardı.
Buda onun nazlanma şekliydi.
"Bak ben çok güzel kokuyorum ama sen saçlarımı koklayamıyorsun" anlamında kullanırdı bu davranışını.
Torunun bu saflığına bıyık altında gülümseyen dede, çoban gülünün gönlünü onun sevdiği şeylerden bahsederek almaya çalıştı bu sefer.
-Dernek gidelım mi senınle daga ha dedesınden çoban güli?Bak sana akşam korzoda yagodali pesivo alırım...
Aldığı teklifler hiçte fena değildi ancak bu kadar çabuk kanamazdı, dedesine göz ucuyla bakmakla yetinen kız umursamamazlığını sürdürdü.
-Biliyn mi ben bu akşam gidecim kaveye, birde loto oynaycim.
-Valla mi kavede kaveyi süüüp diye içecen mi ,"Peki" keklerden var mi orda?Benda loto dolduracim bendaaa.
Bir anlık kontrol kaybı yaşadığının farkına varan çoban gülü,bu sefer daha büyük bir tavır gösteren bir edayla arkasınıda döndü dedesine.
Dede ise çabasını sürdürmeye devam etti.
-Tabi yaparız heppısıni, Çoban gülünede giderız senle flide yeriz.Hem dutta toplarız...Hem bak bu çiçeçelerdende toplarız amaa...
Son sözünü söylerken ki elinin arkasında sakladığı pembe kiraz çicekleri, kızın önüne çıkaran dede,sonunda kızın yüzünde yakalamayı beklediği mutluluk ifadesini gördü.
-Çooook cüzeeel!Amaa,amaa kokmay bunlar ülmiş bunlaar...Oyun oynaan sen benımle!Gideym ben.
Gidiş diye algıladığı dükkanın etrafında dönmesiydi.Gerçek gidişin ne olduğunu bilmezdi.
Hep bunu yapardı, üzüldü mü susar ama küstü mü gittiğini sanırdı.
Dede son hamlesini iyi kullanmalıydı.Düşündü...
-Gel arnavut keçisi gel süret çikaraym!
Ufak bir pot kırdığını hisseden dede, sözünü"gel inadını seveyim" diye değiştirdi.
Küçük kız ise olduğu yerde durup başını dedesine doğru çevirmekle kaldı olduğu yerde.
-O çiçek gerçek değil,çünki... o çiçeklerden birtek sen varisın bu vakıtta...Onlar uyiyi şimdi, zamanı geldıginde uyanacakler ve biz gidip toplayciz senınle  oldi mii?Çoban gülüm benım!Sen benım tek çiçeçem isın...
-Deduşkaaa!
Dedesinin tek bi sözüne bile içten kanan kız,en küçük hamlesinde bile kollarına atılıp sarılmaya hazırdı.Dinledikleri ise ona ninni gibi gelmişti ,hep sevmişti masalları...

Kelime doğrulaması:

Korzoda yagodali pesivo-Korzo kızın en sevdiği pastanenin ismi,yagodali pesivo ise çilekli pasta anlamına geliyor.

Dernek-Cumartesi

Peki- kızın en sevdiği kek markası.

Çoban gülü-(Orjinal İsmi "Lulja e Malesise")Gostivar Simnisa köyünün Şar dağının tepesinde bulunan doğa harikasıyla iç içe bir mekan.Odundan inşa edilen içinde geleneksel yemeklerin piştiği o yer 2004-2005 yıllarında kapandı.

Fli-Kıyma ve cevizli olan bir börek türü.

Süret-fotoğraf


25 Eylül 2016 Pazar

Deeptone-Yani!


“Herşeyden önemlisi,göremeyeceğimiz bir düşe inanmak.Değil mi?
...ama o yeni yıl da eskiyor işte,eski yıl bitiyor,anlatıcı uyanıyor...


Evet aslında kitabı okumuş olanlar bilir tanıtım bülteninde bunlar yazmıyor.
 Özü daha bir neşeli ve tamda günümüzün gençlerine hitap eden bir arka kapak yazısı barındırıyor.
Feys, insta, vadzap, vadped, geçiyor günler. Tam 16 kere beğendim ya ben bu hayatı, etiketlerim ben bu gülmekli, şakalıklı güzel günleri. Yaşamak en değerlimiz kanka ya, hayatımız çok güzel çünkü bize çekmiş…” diye böyle devam ediyor başlık.
Beni farklı bir başlangıç yapmaya iteleyen, kitabın sonunda bulunan “Maçka Parkı’nda yeni yıl sabahı” yazısı ile aynı öyküde yer alan şiir oldu.
Aslında Deepin kitapları içinde olsun, blog yazıları genellinde ne zaman ciddi birşey okumaya kalkışsam,sonunda sırıtacağım birşeyler bulacağıma dair eminimdir.
Kendisi yazılarında, neşe ve hüznün dengesini kurmayı   başarabiliyor.
Kitaba dönecek olursam,Yani! dört yapraklı bir yoncanın son yaprağı.
 Sade ve  Derin, Derin Mavi ile Frambuazlı Hayat kitaplarının kız kardeşleri diyoruz biz okuycular.
İlk üç kızçelerden farklı olarak Yani’de Deep’in blogundada okumaya alışkın olduğumuz;Gece,Çağla ve Simay öyküleri bulunuyor.
Kitabın içinde her bir karakterimize özgü olarak 15 öykü, yani bir bütün olarak bakacak olursak 45 öykü bulunuyor.
Yayın hakları bir önceki Frambuazlı Hayatı’nda yayıncısı olan Gece Kitaplığı’na ait.
Kitap 224 sayfadan oluşmak üzere, bilgi donanımlı olmaya devam ediyor, ve buda diğer kitaplarının eksikliğini hissetirmiyor.
 Özellikle Sade ve Derin ve Frambuazlı Hayatta sanata dair bir çok bilgi ile donanırken, son kitapta ki Gece Öyküleri’nde gezi ağırlıklı, Amerikan kültürüne dair yazılar bulabiliyoruz.
Daha yukarılardada bahsettiğim gibi, son şiirdeki aktarılan duygu yoğunluğu ise Derin Maviyi getiriyor akıllara ve bu özlemi ayrıca bayram,dede,çocukluk yılbaşı ve sahafları konu alan öykülerindede sezdim.
Gece,Çağla ve Simay üç ayrı karakterde üç kız.Onlar her ne kadar birbirlerinden farklı olsalarda, aslında her birinin kişiliği,gerçek hayatta ki insanların içinde barındırması gereken özellikler.
Yazılanlar günümüzün bir aynasıda zaten.
 Gece karakteri hayatın derin olmamızı gerektiren tarafını temsil ediyor. Çağla hayatta hep genç kalmayı gerektiren yanımızı. Simay ise yenilenmeyi gerektiren hayat enerjisini.
 Söylemek istediğim  şu ki, bu üç özellikle beraber daha pek çok nokta tek bir insanda bulunabilir.
Bu kızlarında aynı mesajı verdiklerine inanıyorum ki zaten pek çok insanın içinde bir çok kişilik yaşadığı kaçınılmaz bir gerçek.
“Ruhumuz”,”Özlemlerimiz”,”Geçmişimiz ve Gelecek kaygımız”,”Keşkeler ve Pişmanlıklarımız”,”Çocukluğumuz”,bütün duygularımız  içimizde kendine özgü bir birey yetiştirir.
Çok kişilikli bir insan oluruz, kimlik bunalımı yaşarız,duygularımızı yok sayamayız ama kendimizle ve hislerimizle onları yok etmeden,barış içinde olabilmenin yolu gözüküyor bu kitaptaki pek çok yazıda.

*Gece sanatkar,İstanbul Galata civarlarında yanlız yaşayan, ailesi Antepli, çello çalan kendi yaşamının değerini bilen,  yirmili yaşlarında bir kız.
*Çağla daha onaltısında, lise hayatının toz pembe günlerini yaşayan,ders çalışmaktan nefret eden, enerjik,Karadeniz asıllı bir ergen.
*Simay iş hayatına atılmış ama kendi dünyasını renklendirmeyi ihmal etmeyen, bir yerde durmasını bilmeyen, kendi deyimiyle kıpırdak biri.Aile,arkadaşları ve kendi rahatına düşkün.
Üçüde rahat, özgür kızlar, gençlerin,özellikle kızların özlem duyduğu bu özgürlüğü suistimar etmeden,cesur korkusuz yaşabilecek bir özgürlük.

Ne yazık gerçekten bunları yaşamak, hayatta ki bir çok zorluğa bedel.
Dünyada  ki olup bitenler,sıkıntılar göz ardı edilmeden traji komik bir dille anlatılıyorda tamda bu sözle “İyi ki bu olaylar oldu da biz hepimiz birer eylemci olduk.Kime telefon açsam,nabıyon desem,direniyoruz diyor.”
Neyse ki kitabın verdiği enerji ileriye daha güzel bir dünyaya bakmaya davet ediyor, okuyucuyu karakterlerin ruhuna bürünmeye teşfik ederek.
Bir çok blogcu arkadaşına özgü sürprizleride var kitabın içinde, bunuda yazmadan geçmeyeyim.
Gece öykülerinde sevebileceğim pek çok altı çizilesi cümleler buldum, buda bana başka bir soru getirdi aklıma.Kitap ve blogunda ki yazdığı karakterlerinin içinde, özellikle sevdiği bir kahramanı var mıdır Deep’in, yoksa hepsini aynı mı önemsiyor diye?
Aklıma Deep’in bu karakterleri nasıl oluşturduğu hakkında ki anlatıları geldikçe, öyküleri yazma anlarınıda canlandırmaya çalıştım kafamda.
Bu öyküye ciddi başlanmış,çatık bir bakışla okumaya başlıyorum, konsantre olacağım diyorum.
Sonra kendi kendime güldüğümü fark ediyorum satır aralarında, şimdi olay burada bitmiş yeter bu kadar ciddiyet diyor sanki bu öykü,kesin yaz aylarının bunaltıcı bir  günde yazılmış diyorum,araya şaka girsin demiştir böyle geçiriyorum içimden.
Dört kitapta benim için güzel anlamlar içeren eserler.Deepiin kitapları demek benim için kötü enerjiyi atmak ,çantana dördünüde atıp başka birşeye gereksinim duymadan dağ,çayır gezmek,yol demek,yaşamın umudunu hissetmek okurken.
Türkiye ve kendi ülkemde çok güzel yerler gezdim kızçelerle.Deep kendi ruhunu  katmasını biliyor kitaplarında.Daha nice dörtlü yoncalara dilerim...  


 

GECE ÖYKÜLERİ
1.Adı kadar estetik bakış açısı gelişmiş sanatkar kız Gece.Kendi iç dünyasına dönük,ruhsal hissiyatına önem veren,İstanbul hayatı,müzik,kedi ve rahatlığına düşkün Galata civarında yalnız yaşayan asil kız.
2.Aydınlığı gecenin karanlığında,geçmişin izlerini sürerek kişisel çizgilere ulaşmak...
Hayatın kendi kesitleride bir resim tablosu gibi.Yaşamak ise zor sanat.
3.Hayat,hayatın içinde ki herşey müzik,insanlar,yaşanmışlıklar,duygular,hırslar,herşey okadar hızlı ki.Düşünceden ise hızlısı yok.Hepimiz çok büyük bir ailenin birbirimize yabanci düşmüş çocukları gibiyiz.Sevgiyle yeniden tanışabilir,yalnızlıkları aşabilir,renkleri baştan keşfedebiliriz.
4. Gündelik yaşamı güzelleştiren hayatın ve ilişkilerimizin minik detayları,nüansları.O kısacık anlar.
Minik bir davranış,kısa bir bakış.Yaşantımızın rutinini renklendiren insanlık halleri.O tatlı an’lar genelde çocuksu ve masumdur,iyi yanlarımızı açığa çıkarır.An’lar da anı’ları getirir akla.
5.İnsan aslında ne kadar da karmaşık,hatta yabancı kendine.Ruhu falan da fazla abartılı.İçimdeki sesi susturup kulağımdaki sese gülümsesem daha tatlı olacak.
6.Görmezden geliriz bir çok şeyi hayatta,biliriz çünkü görmek istemeyeceğimiz daha çok şey göreceğizdir.Dünyamıza yaz gelirde ruhumuza gelmez bir türlü.Sessizliğini ne zaman bozar gecenin çığlığı bilinmez.
7.Tek başına olmanın verdiği huzur ve rahatlık hiç kimsede yok istediklerini yapabilmenin özgürlüğü kadar güzel olan.Dünyanın nasıl geliştiğini takip etmek zor.Az insan çok huzur.
8.Öyle bir kitap okusam ki,film izlesem,müzik dinlesem,bir uyanış etkisi yaşayayım.Uyandığımda ben aynı ben olmayayım.İstanbul,gece,hayat,sokak müzisyenleri…
9.Benim evim sahaf gibi olmalı.Eski eşyaları seviyorum.Sürekli olarak sahaf ve  antikacıları geziyorum.Belki de klasik müzik eğitimim ve sevgim beni eskiye,nostaljiye götürüyor.
10.Maziye dönüştükleri için mi bazı şeyler güzel,yoksa herşey zamanında mı daha güzel?
11.İki benliğinin içinde sıkışmak,ortasını bulamamak arada kalmak…Aynı anda her ikisi olupta hiçbiri olamamak…
12.New Orleans eskiden Fransızlarınmış orada her milletten insan var.Bourbon caddesi,Lousiana’da Cajun insanları,müzik eşliğinde ki yollar,Tenekeye benzer müzik aleti,Brudges 100 yıllık Pazar meydanı,fayton buluşma yeri,ortaçağdan kalan heykeller,çikolata,waffle kokan sokaklar,Godivada The Chocolate Line,Frambuazlı Biralar,Line Demans,Jüpiter...
13.İnsan yaptığı şeyi çok sevince sadece onunla yaşıyor.Zaten bir gündelik yaşam yaşıyoruz ama insan benim gibi yaptığı şeye aşıksa hayat kolay geliyor.
14.Kendini ifade tarzı olarak yapmak birşeyleri...Yüreğinle ruhunla yazarsın,yüreğini ruhunu yazarsın...ve dinleyen de kendi çalıyormuş gibi dinler.Sen nasıl kendi bulutsu cennetinde dolaşırsan,seni dinleyende kendi cennetinde dolaşır...Biz sanatla gerçeğe ulaşıyoruz, sanatı insanlar yapar ama sanat,insanın üstündedir.Hayatında bir sesi vardır, müziğinde, bizimde bir ses tonumuz var.
15.İç sesimiz,kişiliğimiz,yıldız Mira.Dünya değişmedikçe bölünmüş gibi hep iki kişi kalacağız kendi içimizde.Bire indiremedikçe kendimize,hangi ruhumuza kapılıp gideriz korku değişiminden çekiniyoruz.Bu günler geçmiş günler geçmiş günleri hatırlatıp durur böylece...




ÇAĞLA ÖYKÜLERİ
16.Sade yaşamından memnun, kimlik savaşı vermeyen bir kız.Etrafı küçük şehrin, kendilerini büyük bir yerin insanlarıymış gibi hisseden bireylerle çevrili.
17.Ders çalışırken gergin ve halsiz olan,sınav döneminde hayal dünyasının gücüne inanan, yalnız kalmayı ama aynı zamanda arkadaşlarıyla olmayı seven Çağla.
18.Her dönemin kendine göre zorluklarını anlatan,ergenlik çağı,ergenler arasında ki diyaloglar,lise hayatı ve üst sınıflara özenmek.
19.Anlayışsız hocaları çamaşır suyuna batırıp yumuşatmalı.Ne olurda sanki yüksek not verseler...
20.Herşeyi unutan ve her andan sıkılan bir hayalperest Çağla ve Mega sıkılan star  dayısı.
21.Yaz tatilleri,yolculuklar ve sıcaktan üstümüze düşen boşvermişlik hissiyatı ile umursamamazlık.
22.Yaz kesiliyor bir anda kredi kartı keser gibi.2006,2007 filan işte çok eski  benim zamanımda diyebiliyorum ben de artık.
23.Hayatta her türlü koşulda kendini mutlu edebilmenin yolunu bulmak, sevgiyle sım sıcacık güneş gibi ve özgür bırakmak herşeyi...
24.Zamanla anlar anılara dönüşüyor...
25.Kore dizilerindeki masumiyet,farklı dönemlerin hayranlıkları...ve yaz ne kadar güzel.
26.Dede,çikolata,herşeyi saklamak ve bayramlar...Nerde o eski bayramlar?
27.Atarlı,giderli,asi ergenlik halleri.Biz yalanı bile doğru söyleriz okadar!
28.Keşfedilmek istiyorum,ergenim ben!Annuşkam seninle başım dertte.
29.Yazdan daha huzurlu ve tatilden daha eğlenceli olan başka birşey yok.Kum,güneş ve fotolar.
30.Çağlanın günlüğünden kesitler;arkadaşı Rumeysa,çok sevdiği öğretmeni ve kardeşlerinin hayatı.



SİMAY ÖYKÜLERİ
31.Hayat zor,kız olmak zor,kilo vermek daha zor.
32.Kolay mutlu olmadığım için belki  bana soğuk ve ruhsuz diyorlar.Böyle duruşumun tek nedeni, işlerimde kusursuz olma isteğim değil aslında, duruşumun arkasında gizemli,utangaç bir kızın olması.
33.Her çağa kolaylıkla uyum sağlayabilen babanne.
34.Pembiş siyah botlu Claire,Üç Virjin grubu ile Melo.
35.Yaşamak çok güzel,dünya sevilesi,müzik dinlenesi,vanilla fudge yiyilesi,kahve içilesi.Rahat sevgili,hayatta Dilan’a güzel.
36.Eğlenmek lazım,ölü koyun gibi durmamalı kendimize gelmeli, bi bana nolmuş demeli,bi aynaya dönüp bakmalı,alemin keyfi yerindeyse bizimde olmalı.
37.Rutinden sıkılan  Simay ve gözlemleri.
38.Çalışıyormuş gibi gözüken iş adamları.Tatil günlerini değerlendirmece ve Rahibe Teresa...Hayatın keyfini çıkarmalı.
39.Feribotun arka ve ön tarafı aslında hayatımızı simgeliyor diye düşünürüm her defasında.Arkada kalan ve uzaklaşan kara parçası ve feribotun suyu yararken köpürttüğü sular uzaklaşan geçmişimiz.Gittikçe uzaklaşıyor. Feribotun ön tarafı ise geleceğimiz.
40.”İyi ki bu olaylar oldu da biz hepimiz birer eylemci olduk.Kime telefon açsam,nabıyon desem,direniyoruz diyor”Sıkıntılı bir dünyanın içinde biraz huzur ve mutluluk arayan insanların hikayesi.
41.Aksiyonlu günlük hayatının filmini, geceleri rüyasında çeken kıpırdak Simay.
42.Çeşitli insanlar tanımanın getirdiği zorluklar.
43.İnsan kendi enerjisini değerlendirip, renkli bir hayat için harcamalı...
44.Yaz,kamp,deniz,orman...Yazın güzelliği hepimize yeter.
45...ama o yeni yıl da eskiyor işte,eski yıl bitiyor,anlatıcı uyanıyor...







20 Eylül 2016 Salı

Çocuktum 4



Ринге Ѓинге jaja досто чичко пaja една jaja муч сите деца чуч...

Ringe cinge yaya dosto çiçko paya edna yaya muç site desa çuç.

Oyun dizesini söyleye duran çocuklar, el ele tutulmuş kendi etraflarında dönerken, şarkının bitmesiyle hepsi bir anda oldukları yerde çömeldiler ve oyun böylece defalarca tekrarlanmak üzere devam etti.Aralarında ta ki biri, uzayan monotonluğu bozana dek.
-Üff canım sıkıldi ama benım.
-E be vafir atık brakmadık ne oynamadık bugün, te daa sabatan a "Aliana camia" a" Yüksek alçak","Loce"Neşe balkondan atlayıp agzını toplayana dek saati diil beş ombeş,elli oldii!!
Eskiden olsa Meleğ'in en kötü espirisine bile gülebilen çocuklar o gün nedense yüzlerinden düşen bin parçaydı.
Aralarına yeni katılan kendilerinden küçük ikiz kardeş olan Semra ve Selma'nın sessizliğininde payı vardı durgunluklarında. Yabancı almayı sevmezlerdi pek kendi ortamlarında.
İkizleri birbirlerinden ayırabilen özelliklerden,   kız kardeşlerden Selma'nın bir kaza sonucunda burun ameliyatı geçirmiş olmasından dolayı, diğer kardeşinden daha sivri bir buruna sahip olmasıydı.
Bu dağınık ortamı renklendirmek isteyen Merve, arkadaşlarına ümit dolu vaatlerde bulunmaya başladı.
-Abe te bragina o acom çocuguni İsmail'i ne der se yıkmazler gerçekten te bu parki.
Yoksa biz te nere saklanaciz,haçın oynayalım nasıl koşaciz peç yapalım, aciycakler bizi dimi?
Tamam biraz eski burasi ama bu koca meti agaçlar bizden heppımızden büyük be.
Hem bak bu trafikalar yikılırsa insanlar aç kalacak, bebelere günderemeycekler mama yesinler.
Siz ne deysiniz kızçeler akıl fikir var!
Melek ve Merve'lerin bir diğer amca oğullarından olan Recep'ten küçük  İsmail görünüşte kızlara verdiği haberle onları üzmüştü ama bu seferki söyledikleri gıcıklığından olmasada, herkes gerçekçiliğini kabullenmekte zorluk çekiyordu.
Belediyeden alınan bir duyuma göre,  yıllardan kalma çarşı parkının yıkılacağı haberleri ve onun yerine ne kurulacağı belirsiz olduğuna dair söylentiler dolaşıyordu.
Bakımsız parkın etrafını saran göğe uzanan bir boya  sahip ağaçlar,  yerlere dökülen kozalaklarla eski çalışmayan pas tutmuş şadırvanla birlikte, kuş pislikleri parka temiz bir alandan çok bir orman görüntüsü veriyordu.
Belli belirsiz yılların eskittiği yeşil bir renge sahip kırılmış banklarla, aşağı yukarı aynı görüntüye sahip küçük işyerleride bir kasvetlik katıyordu bu alana.Bu işyerleri devlet işinde çalışma fırsatı bulamayan, kendi çapında didinen insanların sığınağıydı.
Bunların zinciri genelinde:terzi,saatçı,kırtasiye.eskici dükkanları tarzında olurlardı ve bir bütün olarak trafik isimleriyle adlandırılırlardı.
Dışardan bakan yabancı biri için hal böyleydi ama orada yaşayanlar için durum pekte böyle sayılmazdı. Özellikle kış akşamlarında bu iş yerlerinden dışarıya sızan ışık, şehir çarşısına karla beraber çam ağacı gibi bir gelin güzelliğinde aydınlık katardı, yerlisine göre bunu sadece orada yaşayan, orada anısı olan anlardı anlamını.
İşaret parmağıyla iş yerlerinden birini gösteren küçük kız, birden ağlamaya başladı.
-Ben ilk piyanomi ordaa almişidım amaa, yikılacak mi şimdii!?
-E te be akılsız kafa, koyun can derdınde sen et brak şindi oni.Bakina ben ne derım.
Arkadaşlarının endişelerini yersiz bulan Melek, son konuşan küçük kızın başına hafif vurduktan sonra,aklına bir fikir gelmişcesine uzandığı çimenlerin üzerine, çapraz bağladığı bacaklarıyla yerinde bir ağa edasıyla doğruldu konuşmak için.
-Belli ki komunada ki acolar gürmişler bizi ki neka pis tutarsık parkımızi,hem akıllari sıra bizi isterler cezalandırsınler emi, gelinada oyun parkımızi el birligiyle temizleyelım.
Var misinız daa temiz bir dünya içiiin küçük işçiler haydi düşin peşıme...
Belediyenin gözüne girmeye çalışan çocukların amacı ap açık ortadaydı.
 Onlar küçük kaplerinin içinde barındırdıkları sevgi ile, aslında hiç birşeyin göründüğü kadar kötü olmadığının izlenimi vermeye çalışacaklardı, çünkü orası onların çocukluk anılarının köşe kapmaca oynadığı yerdi.
İşe etraftaki çöpleri yok etmekle başlayan minikler, eylemlerine ağaç dallarını toplamakla devam ettiler.Bir ellerinde agaç dalları ve bir diğer avuç içlerinde kozalak tutan parmaklar, soluğu bozuk su şadırvanının içinde buldular.
Şadırvan içini ağaç dallarıyla temizleyip,topladıkları kozalakların her birini artık su çıkmayan çeşmenin delik boşluklarına yerleştirdiler. Böylece  yaşlı çeşmeyede otantik bir hava katmış oldular.
Son zamanlarda televizyon dizilerinden izledikleri çaput bağlama alışkanlığıda edinen çocuklar, inandıkları ağaca parklarının yok olmamasını dilediler tek bir ses ve yürekten.
-Ee te ne yaparsınız siz burda be belacilar?
-iiii.
Bu son yaptıklarında yakalandıklarının suçluluğuyla koca ağacı yarım boylarıyla saklamaya çalışan çocukların hepsi ağacın önünde dizildiler.
Onların bu saflığına şahit olan mahallenin abisi Ali ise, gülümsemeden edemedi.
-Valla billa Ali abi te yok bizim suçumuz, parkımız için dua edeydık.
Bunları aynı sesten hepsi söyledikten sonra dudak büküp yüzlerini asıp sessizce  ağacın önünde sürdürdüler bekleyişlerini.
-Şindi siz isteysınız divirim ben sizi anne babanıza dimi, kaç kere alattım ki bu yaptıgınız yanlıştır be...ama düşündüm ki..bu sefer sizi affediim.Hem duydum ki çok tasali imişiniz, dedım gelim sevıntırim sizi.
İşin ucunda sevinçli bir haber duyacaklarını sezen çocuklar, can kulağıyla duyacakalarını bekliyorlardı.
-Mirii kızçeler daa mi duraysınız, ayaktaşçenız geleyy Gizem geley, yegenım geley hemide Stanbolldan!

-haydeee, yaşşaaa sen Ali abi.
Mahallenin ayaklı postası gibi olan çocukların sevincine diyecek yoktu artık,öyle ki önlerine yol geçerken bile araba durur yol verir tanırdı bizim kızçeleri, tüm mahalleye sevinç çığlıklarıyla iletirlerdi mutluluklarını, karış karış sokakları nefes nefese koşarken...Çocuk olmak böyle bir şeydi işte hüznüde mutluluğuda en derinden hissetmekti...

NOT:Yazıda ki diyaloglar Balkan ve yöresine ait konuşma ağzı ile anlatıldı.Bundan önceki kısımlarda,doğru yazılım hallerinide ekliyordum.Bu sefer bir değişiklik yapıp, sadece kelime doğrulaması yapacağım.

Komuna-Belediye
Belaci-Yaramaz çocuklar için kullanılır
Tasali-Hüzünlü
Trafika-Özel iş alanları 
Stanboll-İstanbul

Ringe cinge... diye başlayan dize Makedonca dilinde bir çocuk şarkısıdır.Sokak çocukları tarafından söylenen farklı türleride vardır.Anlamını bilememekteyim.

Kızçelerin oynadıkları oyunlar:  
Aliana Camia-Yağ satarım,bal satarım
Loce-Saklambaç
Peç-İstop
Yüksek alçak -Koşe kapmaca

"Neşe balkondan atlayıp agzıni toplayana dek saati diil beş ombeş,elli oldi..."-kısmı " Balkondan atla
Maydonoz topla
Kız ben sana ne dedim. 
Ağzını topla
Kızın adı Neşe 
Saat geliyor beşe. 
Bir iki üç dört beş."-tekerlemesiyle ilgili yapılan bir espiridir.