21 Şubat 2015 Cumartesi

DEEP TONE-DERİN MAVİ


Bir düş yeşerdi gökyüzünden onun adı Derin Mavi'ydi.
Yazarı da hepimizin çok sevdiği,kendisinin gerek blogu, gerekte ilk kitabının ayni ismi taşıdığı,Sade ve Derinle,mütevazı tavrıyla, yorumlarıyla bildiğimiz biridir.
Sevgili Deep Tone  takip eden bilir, onu okumak serin sularda yüzmeye benzer.
Parmaklarımızın üzerinde ucu ucuna  yürümek gibidir, sessizlik içinde okumak ama iz bırakmamak hüzne dair.İlla ki hafiflik hissedeceksin satırlarında, kural budur :) 
Görünürde kendisine  dair bir şey bilmeyiz , fakat  yer verdiği öykülerindeki esinlenme, veya hayali karakterlerine yüklediği duygular  gerçektir, çok içimizdendir, sadedir derindir, en çokta mavidir.Mavinin insana giyinme halidir. Onun duyguları, temiz kalbi,yazılarının içinde emanet gibidir.
Okuyucusuna armağan ettiği yeni kitabındaki  bu duyguları,gözlerimiz gibi sakınmalı  o zaman diyorum bende.
Bu sefer Derin Mavinin yarattığı etki çok başka, zaten hiçbir yazısı diğer yazıyla aynı değildir yazarımızın.
 bu sefer ki diğerlerinden  çok farklı, onu şiir yüzüyle de keşfediyoruz aynı zamanda.
Dizelerindeki hisler, şiiri bitirince sarhoş ediyor,öykülerde tebessüm ettiriyor.
Derin  Mavi bir rüzgar esintisi tadında, su gibi, bir çırpıda okunuyor, bir kere okumak yetmiyor,en azından bana yetmedi.
Tekrar tekrar başa dönmek, sarhoş olmak, tebessüm etmek, yaşamak geliyor kitabı içinden.
Bu yüzden bu başlığı, kitabı  tanıtım amaçlı yazdığımı farz edelim.
Özetin ve yeni fotoğrafların çok yakında devamı gelecektir.
Kitabı tanıtan diğer blogçu arkadaşların bloglarındada belirttiğim gibi...Sevgili  Deep yolun hep açık olsun güzel yürekli arkadaşım :))


DEEP SEÇKİLİ FİLMLER 2015


BİLEK KESENLER:BİR AŞK HİKAYESİ 


Hayallerin sınırlarını zorlayan bir ABD yapımı filmi, Bilek kesenler Bir Aşk Hikayesi.
İntihar  eden insanların, öldükten sonraki hayatları ve bir araya gelmelerini  anlatan bir yaratıcılık.
Ölümden sonrası deriz ya, her seçim bir bedel gerektirir ama işte buradaki  hikaye dünyaya veda edenlerin, hatta ailelecek gidenlerin, daha beter bir dünyaya düşüşlerini anlatıyor.
İsteseler yine intihar etme şansları var fakat bulundukları durumdan, çok daha beter hale gelmekten korkuyorlar.Gerçek dünyada yapmadıklarını öte tarafta uyguluyorlar, yani hayata tutunma sebebini bulamayan bu insanlar, öteki dünyaya katlanmak için bir yaşama sebebi arıyorlar.
Daha zor şartlarda ancak eski hayatlarında ki gibi çalışıyor, uyuyor, uyanıyorlar, her şey normalmiş gibi.
Biri köpeğini arıyor,diğeri ölen eski sevgilisini ,biri de eski dünyasına dönmeye çalışıyor.
Film yolculuk şeklinde devam ediyor, hayatta bir yerde bir yolculuk zaten, bir arayış.
 Bu sırada bir aşk hikayesi doğuyor.Tam her şey anlamını yitirdi derken, herkes teker teker aradığı  yaşamının anlamını buluyor, olağan üstü şeylerin bir önemi yokken, gerçekleşiyor mucizeler.
Baş kahramanlar bir hastanede uyanırlar, belki de bir rüya görmüşlerdir, bir düşten ibarettir yaşadıkları
 Birbirlerine baktıklarında  tanıyorlar aşıklar birbirlerini gülümserler.
Hayatta bir yerde hep böyle değil mi? Değerimizi yitirmişken anlamımızı buluruz hepimiz, o zaman dönüyor dünya bize.


TEKRAR

İki yazar dost.Biri çok çabuk yazarlık kariyerinde zirveye ulaşıyor, diğerinin kitabının yayınlanması kabul edilmiyor.Erik ve Philip.Başarıya hızlı adımlarla ulaşan Philip, aynı şekilde düşüş yaşıyor psikolojik sorunları nedeniyle.Dostunun bu hüzünlü yolculuğunda Erik, Philipi yazarlık hayatına tekrar  döndürmeye çalışıyor.
Bu sırada Erik aynı zamanda kendini de keşfetmeye çalışıyor.
Yaşadığı her şey ona ilham veriyor, Philipin aksine, onun her şeyden uzak kalması gerekirdi yazmak için. Norveç yapımı bu filmde arkadaşlık,edebiyat sevgisi,iç bunalımları anlatan sürükleyici bir film izliyoruz, iki yazarın hayatından geçmiş ve andan kareler görüyoruz.
Duyguların ön planda yer aldığı farklı bir bakış açısı, içten işlenen hissettiren bir başarı.
İç dünyamız baştan sonra bir hayat, apayrı bir yaşam.


MUTLULUĞA BOYA BENİ


Adı kadar renkli bir animasyon.Yarım kalan bir tablo, daha doğrusu tamamlanmamış yaşamlar.
Canlanan resimdeki, rengini arayan karakterler:Taslaklar,Yarım kalanlar ve Tamamlanmamış yüzler . 
Tarihi, renkli bir olay gibi ilerleyen bu eğlenceli Fransa yapımı animasyonda, kahramanlarımız sınıflara ayırılıyorlar tablonun içinde.Buna daha fazla katlanamayan boyası bitmiş Toupins, yarım kalmış Pafinis ve çizgili karalamalardan ibaret Reufs, ressamı bulmak, tabloyu bitirmesi için ikna etmeye yola koyulurlar, bu haksızlığın bitmesi adına, tehlikeli güllerin nehirinden geçerler.
Tablonun içinden çıkmayı başarıyorlar.Ressamın tablo yığınlığıyla dolusu evini keşfediyorlar, resimden resime atlayıp, yaşamdan yaşama sürükleniyorlar ve sonunda kendi işlerini kendileri görüp,tamamlanıyor herkes. Pafinis dışında.Onun amacı başkadır.  O tabloda durmuyor, hatta sınırlarını aşıp, evin dışına ilerliyor ve ressamı buluyor, olanları anlatıyor, anlıyor ki ressam bunu bir farklılık adına yapmıştır.
Pafiniste kendine yakışır farklılığı ortaya koyuyor sonunda.
Gerçek hayatta da insan hep tamamlanmamış değil midir?
Hep rengimizi ararız.Ne olurdu da biz Pafinis olup rengimizi değilde, bizi çizeni arasaydık, sığınsaydık. Resmimizin, hayatımızın dışında çıksaydık, mutlu olurduk belki, kim bilir...  




KÖPRÜ ÜSTÜ AŞIKLARI


Efsane bir Fransız melankolisi.İki sanatkarın Pont-Neuf köprüsünde sürdürdükleri yaşam, yaşadıkları aşk.Kalbi eski sevgilisi yüzünden kırık olan görme bozukluğu günden güne ilerleyen Michele ve sokak göstericisi Alexin, bir kaza sonucunda buluşmaları gerçekleşir.
Michele ayak üstü, öldü zannettiği, yerlerde yatan adamın resmini çizer.
Alex yapım,düzenleme aşamasında olan Pont Neuf köprüsündeki yaşamını, yaşlı bir adamla paylaşıyordur.
Bir sabah görüyorlar ki yerlerinde yabancı biri var o Michele oluyor.
Yaşlı adam kızın  kalmasına engel olmaya çalıyor. Alex Michele aşık oluyor öyle bir aşk ki, çocukça.
İşte kalbi kirlenmemiş bir çocuk kadar gerçek seviyor ve bir o kadar bencilce, gözlerini alamıyor ondan.
İşte tam da bu anda filmi burada anlamak için, karakterlerin ruhuna bürünmek gerekiyor.
Arada metaforik  konuşmalar geçiyor.Alex kalbi acıdığında, biri unutmayı ona öğretmeye çalıştığında, kendine işkence çektiriyor.Öyle ki Michelin gözlerinin kurtulabilme ihtimaline bile karşı çıkıyor, gitmemesi için elinden geleni yapıyor."Canımı acıtıyorsun" diyor sevdiğine buna katlanamıyor işte, diğer yandan Michele gözlerini devreye sokuyor," artık seni göremiyorum, küçük gülüşlerini hareketlerini, benim için daha fazla çabalaman gerekecek diyor"Daha doğrusu büyümen gerek, aşkı aşka yakışır şekilde yaşaman gerek, diyor belki de.Birine unutmayı öğretebilir misiniz?Sanmam ama bu film şüphesiz ki aşkı öğreten, gerçek anlamda anlatan bir film.



12 Şubat 2015 Perşembe

Maviyi Düşlüyorum

(Ëndërroj Kaltërt)

Bir umutsuzluk bulutu
düştü gökyüzü boşluğuna.
Yakamozlar terk etti
bir anda  gecenin haykırışını.

Uçurumun kenarında, bir canlının içinde
kalkan gibi uyanan korkuları
izliyorum :çığlık çığlığa!

Korkuyor  bu acı doğru!
İpeksi kumaştan dikilip,önüne sunulan bu kalpten.
kendinde cesaretsizliği yakalamakta,
endişelerini paylaşmaktan,
en çok ta karşındakini tanımlamakta,
çok üşüyor…

Sanki bu yapacakları korkunç bir
kaosun işaretiymiş gibi.
Çırılçıplak kalan açıların,
hep üstüne basılmış kalbin önünde
tapınma şeklini seyrediyorum!

Yeni bir çağın içinde,
profesyonel kabuk marangozcularına
dönüştüğümüzün farkındayım.
Kendimizi deniz kabukları zannedip,
kapakçıkların arkasında,
sarılıp sarmalanmayı mütemadiyen öğrendiğimizin.
Hayretler içinde kalmamak elimde değil,
bu kadar kolay güçlüymüş gibi görünümlü yutmaları gönlüm el vermiyor.
Ön yargılarımız parmaklıklar gibi üzerimize doğru tırmanıyor.
Korkma ama diyorum kendime,belki de örümcek ağından örmüşüzdür kinlerimizi.
Sonuçta sadece birbirimizden korunuyoruz, yıkılabiliriz de ne kaybederiz?

Haydi bir dön kendine ve cevap ver …
Nefes alıyorsan yaşayabilir misin sen ağlamadan, dokunmadan, aşık olmadan hiç?
Evrimin içinde kaç metamorfozden geçtik?
Oradan oraya, bazen bir sahil minaresi yerine konduk ,bazen de bir midyeye benzedik.
El  olduk, sel olduk…ve bir sebebi varsa oda sadece
hayatın bulanık sularında yüzebilmek adınaydı bir çırpınış içinde.

Belki de meçhul yazarın dediği gibi…
Hayatı bu orman karmaşasından kurtarabilmek için:
“Biz insanların Sade ve Derin Mavi olmamızın
çabasına ihtiyacı var”

Peki inanıyor musun zararın bu kadar az olduğuna,
bu eşkalin altında en azından bir
çocuk kalbinin, duygularının,dokunulmamış
kaldığına ihtimal veriyor musun?
Kandırma ne olur kendini,kabuklarımız bize
sadece zarar veriyor inan bana.

Gölge gibi düşmüşüz üst üste,
etrafımız gerçeklerin aynasıyla sarılmış!
Kendimizi tanıyamıyoruz, olmadığımız gibiyiz gör artık!
Birbirimizi bu kadar kaybettiğimiz yetmedi mi?
Bu kadar yakınken kendime gitmeme izin verme.
Hayallerime işkence yaptırmama, engel ol kalbim.
Düzensiz bir düzen adına kaybetme ne olur beni!
Kocaman gökyüzümün küçücük bir yıldızıysam,
bulmam gerek yolunu ışıldamanın inanıyorum…

Sanki çıksaydım  sınırlarımın dışında,
mutlu olmayacaklar mıydı göğüs kafezimde ki
kuşlar,özgürlüğe uçmaktan, bir izin verseydim…
Kaybetmemek adına ihanet etmişim ben kendime.

Kim uçmak ister ki memleketinden?
Gökyüzü bilmişlerdi kuşlarım kafezlerini.
Amansız bir ölüme kapılırlardı gitselerdi.
Sevmezdiler işte uçmayı, fırsatları olmamıştı ki hiç.

Çünkü zincirsiz olmayı sadece
cesaret edenler hak eder.
Oysa kandan, candan, etten, kemikten, var olan bir
insanın cesareti, kelebek kanadında gizlidir.
Her şeyi hazır bulmayı alışıktır, çiçeklerin üzerinde gezinmeyi,
 kokularıyla yetinmeyi ...
Gök yüzüne dokunmak hiç hayal olmamıştı!

Ancak…gün gelir sen tanımadığın  bir silüetin içinde uyanırsın ,
yine o korkak kalbinle… İşte ozaman kaçmak istersin kendinden bile!
Martı gibi uçmayı düşlersin ansızın, toprağının bir önemi kalmaz o zaman.
Kendin için hiç bir şey yapmadığını gördüğün an bir anlamı olmaz durmanın…
Tam zamanıdır  şimdi, düşlerinin korsanına dönüşmeye, kaçan umutların
ardında koşma vaktidir kim bilir… Keşke dememek adına…


Kağıttan kurduğun gemilerine bin, dümen kır gerekirse!
Sen hayal edersen,ütopyalar denizin sesini bir pusulaya dönüştürür, çok mu?
Dalgalar biri biri ardına dizilir, köle kaptanları gibi!
Bil ki uçmak  için kuş olmaya gerek yok, bulunur bir çaresi elbet…
Yeter ki bu tünelin sonunda…

Sen o çok düşlediğin mavili gökyüzüne dokun, Gökleri Çel!
Ve kendini tekrar özgürlüğün isim kazandığı yerde bul!
Çünkü :”Hayat”,hayal etmesini bilenlere aittir, “Unutma” !
Yüsra Reçani
23.01.2015

Her insan bir hayat  düşler, mutlu mesut ve her insanın hayatını yansıtan bir rengi vardır, kiminin yeşil,mavi, kırmızı...
Benim hayatımın rengi huzur derdim, kargaşa doğdu mu rengini kaybeder hayatım.
Sonra hepimizin çok sevdiği arkadaşımız Deep Sade ve Derin kitabında Hayat Mavi Olmalı deyince bu aklımda kaldı.
Yaşadığım sürece en büyük korkum, acım sevdiklerimi kaybetmek oldu.
Anladım ki çocukluğumdan beri hep dedeme uçmayı ulaşmayı düşlemişim.
Bu şiir işte o çok sevdiğim rahmetli insanın doğum günü gecesi 22 Ocakta yazıldı.
Bunun üzerine bir sonraki günde Deepin yeni Derin Mavi kitabı bana yine hayata çağırış yaparmış gibi birşeydi ve belki de yolumuz hep mavilerden geçiyor dedim:gökyüzünden, denizlerden, dünyada en büyük yer kaplayan, en hafif doğa parçalarından.
 Özgür olmayı seviyoruz ama sevdiğimiz şeylere ulaşmak için bin bir yol vardır unutmayalım.
Uçmak için ne bir kuş olmaya ihtiyacımız var ne de umutsuzluğa düşmek.Kalbimiz yerdir, göktür, denizdir sevdiklerimiz ve hayat işte bir nefes kadar yakın bize...











8 Şubat 2015 Pazar

Bir Derin Hikayesi


 Uzun zamandan beri yazmak istediğim yazılarından birinde yer alıyordu Derin.
Ve bu gerçek bir sokak köpeğinin hikayesi.Onu görmeden seven çok  insan oldu,Deep ve Tuhaf Şeyler Dükkanı sayesinde.İkside okadar şeker hikayeler yazdılar ki Derine, bende insan gibi köpecikle konuşup gelişmeleri haberdar ediyordum, ünlü oldun derdim.Çiçekle böcekle konuşabiliyorken, hayvan  sevgisini kısa bir süreliğinede olsa tadmak çok güzeldi.Derin 3 buçuk 4 ay benim hayatımda çok önemli bir yer kaplayan bir köpecikti.Onu ifade etmek  günlüğümde kapladığı güzel anılarla anlatmakla doğru olur diye düşündüm.Zaten günlük tutmak benim için gizli saklı birşey değildir, unutmamak için yazarım, hatırlamak, en çokta güzel hatırlamak benim için hayatın temelidir.İyi okumalar...

20.11.2014
Hayatıma hoşgeldin minik palyaço Maskot :)
Hayvanlara merhametimin eksik olmadığını biliyordum ama onlara yaklaşabilecek cesareti bir gün kendimde bulabileceğimi asla tahmin edemezdim.
Ne gariptir ki bu köpücük babamın işlerinin iyi gitmediği günden bugüne belirdi.Hızır gibi birşey ve biz tahmin ettiğimiz kadar zor günlerden geçmedik, şimdilik en azından.
Köpeciğe şimdilik bir isim takmadım, ben ona maskot diyorum geçici bir süreliğine, mahallenin palyaçosu anlamında.
Gördüğü her insana ilgili ve sevimli gözükmeye çalışıyor, hayatı hep oyun, dili  olsa belki yemek yerine oyunu tercih edecek, okadar hevesli  işte.Halkla ilişkileri bitirmiş diyorum ben ona, milletle pek içli dışlı.
Ondan korksamda bu ondan önce başka bir hayvan tecrübesi yaşamadığımdan kaynaklanıyor olabilir ve ona şayet kötü davranmak istese bile insan kıyamıyor, kıyamıyorum çocuk gibi gözleri var adeta, minnacık korunmasız bir bedeni.Dün anneannemi eve götürmeye dışarıya çıktığımda, babamın köpecikle incitmeden oynayabilme  hallerini bayıla bayıla izledim yüzümdeki tebessümle beraber...ve bugün babamın aynı hareketleri bende uyguladım , köpeciğe dokunmayı okadar çok heycan yapmıştım ki.
Kendisi neyse ki benide babamın yerine saydı ve bana kahkaha attıracak kadar mutlu etti beni, hoplamaları zıplamalarıyla.Uyurken ki o huzurlu halini fotoğrafa çektim, öyle bir kareyi bir gün giderse ölümsüzleştirip özlediğimde bakayım diye.
Annem ve babam onu her fırsatta beslemeyi eksik etmiyorlar, anneme aşık sanki, babama tapıyor, beni ayakabbı bağcıklarımdan çekiştirip duruyor, çok az bir zamanda bukadar alıştı bize...

08.12.2014
Babam öğlen istirahatindeyken annemi ziyarete gittim, yolda palyaço köpüşe rastladım.
Kendisi ailemizden bir parçası oldu artık, kendini bizden benimsemiş olması beni okadar mutlu ediyor ki, bunu hareketlerinden anlıyorum.Öyle ki bu sevgi ona apartmanın koridoruna girmeye  cesaret verecek kadar ilerledi, ki bundan ben hiç şikayetçi değilim, sadece kerata ayakkabılarımızı taşıyor, dışarda tezgah kuruyor.Acaba ben ona kızabilir miyim, canı sağolsun gözlerinde hüzün gördüğüm an kafamı kırayım daha iyi.


21.12.2014
... Babam marketi kapattıktan sonra ilk defa uzun bir zamandan sonra nefes aldığımı hissetim bu gece, belkide bana yardımcı olan saf ve küçük bir kalpti “o köpecik”  anneannemi eve götürüyorduk ki köpecikle oynamak keyfimi azda olsa yerine getirdi, herkes ağladığımı sorguluyor suçluyor ama o köpecik susuyordu.Belkide sessizliğe ihtiyacım vardı.Köpecik işini iyi biliyordu.

26.12.2015
Bugün gökyüzünden yer yüzüne beyaz bir düş yeşerdi.kar yağdı, kış geldi tam anlamıyla.
İşte büğün sevdim seni yaramaz çocukluk şehrim,giydiğin bu elbise sana yakıştı.Benim dışımda ilk defa karı ve kışı koynunda yaşayan bir can daha vardı.Derin köpecik.Sonunda ona bir isim buldum, tek başındaydı ama sevmesini biliyordu, Derin dedim ben ona, çünkü insan gibiydi ve bir anda çıktı ağzımdan. Deep evet ona benziyordu yaklaşımı,  bence bunu Deepin kendisine söylesem oda çok sevinir inşallah.
Kendisine ayrıca benzetmemin bir sebebi, bu gün Derinin kar sevincinden sonra kesinleşti.
Babamın karların içinde Derinin atlama oynama hareketlerini, hele bedeninden büyük kulaklarının lapa lapa karların içinde havalanmasını tarif etmesi, okadar hoştu ki daha fazlada komikti.Belkide o derin kalp herkesten güzel karşıladı kışı, gece boyunca çınlatıp durduk Derinin kulaklarını :)

30.12.2015

...Üzgünüm en çokta Derin için.Başta karşıma çıktığında ona ruhunun doyması umrunda demiştim, başkada birşeye ihtiyacı olmaz diye düşünmüştüm cahilliğimle.Şimdi ise ona acıyorum.
Nekadar güvenli bir alan yaratmaya çalışsakta, gerek kyağıt parçasından üçümeyeceği bir yer, yemek vs. o bir okadar korunmasız ve üşüyor , seside kısılmıştı benim ise bu durum karşısında vijdanım üşüyor.

Birde son bir kaç gündür kendine arkadaş gibi birşey edindiydi, beyaz bir köpecik ortalardan kayboldu oda.Acaba yaşıyor mu diğer köpecik hala...Keşke Annemle İkra bukadar korkmasalar hayvanlara yaklaşmaktan, belki onu yanımda en azından bu kış günlerinde koruyabilirdim.


12.01.2015

Algoritmlere ayak üstü bir göz gezdirdikten sonra annemin beni düşünerekten pişirdiği kahveyi içtim ve hayır duasını aldım, otobüs vaktinin olmasını beklerken başucumda durdu son ana kadar, 10:50de otobüs vardı işte karşıma Derin köpüş çıktı, apartmanın önünde bana Allah zehin açıklığı versin dermiş gibiydi gözleriyle.Vaktim kısıtlıydı, istediğim gibi sevemedim onu ,neyse o benim vaktim var dermiş gibi otobüs durağına kadar arkamdan geldi :)). Kendisini N. abi uzaklaştırdı, bu anlık uzaklaştırma işime yarasada bir yanım buruk gittim, keşke öyle kaçarcasına uzaklaşmasaydım Derinden, acaba koşarken patisine vurdum mu?

05.01.2015
...Gece yarısıda Berberin Kocası filmini izledim ha unutmadan Deep bizim Derin köpüşe hikaye yazacağım dediydi ve bugün dediğini gerçekleştirdi, öyle ki  Derin artık ünlü sayılır, tanır mı beni bundan sonra acaba :)

14.01.2015
...Sonra Deepten sonra yine Deepin çok genç ve sevimli blogçu arkadaşlarından birinin Derin köpüş için hikaye yazmış olduğundan haberim oldu, çok sevindim.Final hazırlıklarından dolayı ise  neyazık ki zamanında yorum yapamadım, ilk iş ona dönmek olacak.

24.01.2015
Dün gece babam Derine dışarıya çıkartmamı emretti.Apartmandakilerin şikayetlerinden dolayı,ben koridora alıyorum ya gizlice, sanki bir barınak var o canlara, sahip çıkacaklarda, ben inadına apartmanın içinde tutuyorum sanki, hepsinin mi kalbine karınlık çökmüş  bu insanların?
Nekadar yalvarsamda hatta çıkmıyor diye babama utana sıkıla yalan söylesemde, benim yerime babam çıkardı dışarıya o yağmurda Derini.
Göz yaşlarıma fazla dayanamamıştı neyse ki babam, feryatlarıma karşılıksız kalmayıp hadi git aç kapıyı dedi yarım saat sonra.Tabi herşey için geçti, ne kadar Derin diye yağmurun altında bağırsamda, yağmurun sesi daha güçlüydü onu bulamadım.Gece yarısı  dükkanın Alarm sistemi ötmeye başladı, ilk ozaman duydum yine Derinin sesini, kendince bir tehlike var diye havlıyordu ve evdekileri ilk onun sesi uyandırdı.
O bize ona yaptığımız kötülüğü yapmıyordu, sadıktı, hayatta yaşanılması duygular vardı hala ve insanlığı belkide hayvanlardan öğrenebilecek bir çağdaydık.

28.01.2015

...Bir daha sizleri üzmemek için gideceğim anne, bu hepimiz için iyi olacak, çünkü ben güçsüz bir insanım kalmaya takadim yok, yaşadığım duygular kendim gibi belirsiz diye geçirdim içimden, annemin gözlerine bakarken, onlar benim ailemdi ben onların evlatları kırılsakta üzülsekte bir aradaydık, anneme sarıldım özür diledim babama kahve pişirip götürdüm, ondan öncede Derin köpüşü bir yandan beslerken bir yandanda hatıra klibine çektim. Şu günlerde beni gülümseten tek şeysin Derin.Senin hoplamaların bile  hayata çırpınış benimkisi hiç.


05.02.2015
Bugün ne sevinç yaşarsam yaşayayım hepsi sönük kaldı ardından Derin.
Derinim balım birtanem,Deep dediydi sana böyle. Hoşçakal...Bu akşam anneannemin kucağında yaş dökerken, adına senin için dua etmesini dua etmemiz için yalvardım oda başımı okşadı acıdı bana.Lütfen bir yolunu bul ve tekrar yolumu bul, sana sahip çıkamadığımın farkındayım ama elimden birşey gelmezdi.Üsküpteki ilk karşıma çıkan köpüşü senin yerine çok  sevmek istedim, arkamı dönmek zorunda kaldım.Bugün belediyeden görevlendirilen bir kaç adam Derinle beraber sokak köpeklerini toplayıp dağlara götürüp kaderlerine terk edeceklermiş.Babamın karşı çıkmalarına rağmen, vijdansız kulaklarından tutup işkence çektire çektire önce sevgiyle yaklaştırarak kandırmış Derinimi.
Öyle ki Derin yok artık...İnanmak zor, ona alışan herkes için zor, Allahım ona yardımcı ol tekrar yolunu bulmasına yardım et geri getir Derinimi.Babam bu haberi  Üsküp yolu boyunca verdi, benimde neşem keyfim bir anda  uçup gitti sanki.Sus pus oldum ondan sonra yolun geri kalanında.Bunun için tabiki arkadaşımın suçu yoktu, ona günü zehir etmeden nasıl bir gün geçireceğim diye kara kara düşünmeliydim...

06.02.2015
Derinimin hüznünü derinden hissetmiş olacağım ki sabah baş ağrısı ile uyandım.Gecede onu rüyamda gördüm, kendimi geri gelecek umutlarıyla beslememeliyim.Yağmur yağıyordu.