15 Eylül 2014 Pazartesi

Minicik Dalga


Yaşamakta bir yazı gibi olmalı herhalde, yazının içinde yaşamak gibi.Bazen yazının sonuna kadar gelir, başlık bulamayız, dünyada öyle küçük pürüzler içinde bir çıkmaza sürüklüyor bizleri, aşılmaz gibi görünen engelleri hiç teredütsüz geçerken.Bazen de küçücük kıvılcımlardan yangınlar doğar, yazmak gibi işte, başlık bulur o isim üzerine bir şeyler karalarsınız ya da  konusuna göre bir baş paragraf ararsınız.
Bir başlangıç önemlidir,  bir şeyleri okumaya devam etmek için ve ya yaşamak için, bir kitap ismide önemlidir etkilemelidir, bazen gizemli olmalıdır, anlam aratmalı okunması için,Hayatta gülümsemeli ara ara göz kırpmalı, mutluluğun aslında uzağımızda olmadına dair bir ipucu vermeli.
Nerede doğup nerede öleceğimizi , ailemizi, isimlerimizi biz seçmedik hazır bulduk.
Yaşarken  bizlere düşen çok kararlar oluyor  gerçeğii değiştirmiyor ama tabi  karar vermek zor oluyor.İşte bu yüzden bizim hayatımızı önemli yapan ismimiz, nerden geldiğimiz, nasıl bir iz bıraktığımızdan daha önemli değildir.İlk defa rastladığınız bir insanın ismini unutabilirsiniz ama onunla ne konuştuğunuzu unutmak zordur.Yani bizler davranışlarımızla yaptıklarımızla iz bırakıyoruz, kendine dair bir yol bırakmak önemli, yaşadıkça hayat bizleri bulabilsin diye.
Düpedüz bir türk ailesinin içinde doğmadım ama tam arnavut olarakta  belki  meles gibi düşünün.
İki dil arasında gelip gittim, eğitimime arnavutça dilinde başladım ve o şekilde devam ediyorum kendimide böyle tanıttım.Zamanında dil bilgisi sorunlarım oldu bu yüzden kitap okumaya yöneldim herşeyde bir hayıra yorumlamaya çalıştım.
Bu olaylar benim kendimi bulmak adına küçücük adımlarımdı, aslında kısa bir süre sonrada yazmaya bailadım.Bu gün yazdıklarımın çevirisini paylaşmayı düşündüğümde kendimle ilgili birkaç bilgi daha paylaşıp neye nasıl vardığımı anlatmak istedim, kitabın hikayesinide.
Dört yaşından beri ana okullarında okudum iki yıl boyunca, vaktinden önce de hep  olduğu gibi bir sene evelden de birinci sınıfa girmiştim.ön hazırlık gibi okuduğum üç yıl sayesine 7 yaşında birşeyler karalamaya başlamak şaşırtıcı değildi.İlk duyduğum kelimeler seslendiğim şekil,şarkılar dostlarım bütün ilklerim türkçe idi aslında. Demek istediğim o ki iki dil içinde iç içe büyüdüm işte .Küçükken çocukluğumu sonsuz kılacak bir iz bırakmak için en güzel yöntemdi bir kitap, blog yazmakta türkçeyi tekrar bulmak için gençliğimin en doğru kararlarımdan biri oldu sanırım.
İlk kıtabım 7-14 yaşlarım arasında yazdığım şiirleri ele alıyor, okul dergilerinde yayınlananlar toplandı ve ortaya 48 sayfalık bir kitap çıktı.İçinde o yıllarada dair düşlerim, etrafım, duygularım,  var.
Aslında böyle bir kitabın sonuna kadar bir ismi yoktu kendi evladınıza isim seçiyormuşsunuz gibi bir o kadar önemli hissediyorsunuz adını seçmeyi  " Bir çok kalbi olan şiirim" diye karar verilmişti ilk başta.Bu isimden yola çıkarak  sonradan aklıma gelen çok sevdiğim bir ablam oldu.Eskileri seven.Özlem duyan.Ayna gibi hatırlamaya değer grupları sevdiren.Onun izini kaybetmiştim.
Çok sevdiği bir şarkı vardı " Beni Unutma".Şarkının sonundada  bir şiir okunuyor ve arada" Minicik Dalga" diye bir kelime geçiyor.Tabi ki benimkisi okadar duygulu olmadı.Ancak onun sevdiği gibi ben o ablamı hiç unutmadım ve Bir çok kalbi olan şirlerime ev sahiplipi olan Minicik bir dalga oldu etkilendim,duygulandım bundan,  yani herşey bir ana  bir ayrıntıya bağlı ve bir ilkin ismini ablama itaaf ettim.
Türk bir ablam işte bu şekilde tamamlanmıştı o kitap benim içinde önemi büyük.
Her neyse dediğim gibi yazdığım herşeyde bir ben var   kendimi hiçbirşeyden uzak tutmamaya çalışsamda hep bir çekingenlik var içimde  ve malesef ki kalbin  vidası yok çözüp hafifleyebilmek adına...Yazmak sanırım güzel bir terapi...Söz verdiğim gibide blogta bulduğum Türkçe sevgime yeni bir adım atmamın zamanı gelipte geçiyordu.Sevginin dili bir anlam daha kazanmış oldu şiirlerimi çevirmemle, buda benim için güzel bir gelişme :) Hadi güzel okumalar :)



Menekşeler
(Manushaqja)    

Mas mavi,küçücük,
utanır güzelliğinden.
Gizlenir çalılar arasında,
sessizlik akar görünüşünden .
 Saf güzelliği konuşur  yerine,
“Ben  en  narinim der”.



Okulum
(Shkolla)
Hoşçakal okulum,
-sevgili sıram...
Hoşcakal sınıfımın,
-satır dolu siyah tahtası.
Sanada güle güle,
kar tanesi beyazlığında  ki tebeşir.
Zamanı geldi artık, buradan
güvercin gibi uçmamın.

Elveda dostlarım,
Haziran geldi nihayetinde.
Tatil ,plaj doğa  ve yeşillik, şimdi
 bizi çağırıyor olmalı.



Tek bir dilek
(Vetëm një dëshirë)
Tek bir dileğim var,
bir kuş olsam ya,
haykırsam sesimi;
dağlara ,yaylara, toprağımın
dört  bir yanına..!

Ve
yağmur olsam,
yangınlar söndürürdüm,
ferahlardı tepeler, dağlarda belki sayemde!
Çılgınca, yıldırım gibi düşsem ya,
hani korkuların üzerine,
o zamanda olmazdı kanser denilen hastalık!



Limon Çiçekleri
(Lulet e limonit)
Hoş bir gelin kadar güzel,
süslenmiş -altın parıltısında,
saksıda ki sevecen çiçek...

Ara ,ara beyaz çiçekleri,
göz kırparmış gibi oluyor!
Bazen de gülücük atar
diyorum ben!
Hoşnut güneşin altında ,açar durur
dallarında yaprakları,
“Limon çiçekleri’dir “ ailemizin
saadeti  ,mutluluğu.



Kitap
(Libri)
En iyi arkadaşımsın,
ayrılmazımsın sen benim.
Senden ötürü öğrendim bütün harfleri,
buğün hiç durmadan okumayı.

Gözlerime ışığı  hediye ettin,
parıltı öğrenimin ,bilginin   armağanı.
Huzur verdin sen bana,
sevmeyi, sıcaklığı öğrettin.

Güneş ışını gibisin,
ilham verensin bana.
Sen yaşama iç güdüsü katan ,
büğün şair olmamı sağlayansın .



Yeni Yıl
(Viti i ri)

Yeni yılda geldi,
mutlu umutlu şenlik bir gece.
Harika bir çam ağacı ve etrafında
minik sahiplerini bekleyen  hediyeler.

Kar taneleri de yağıyor,
beyaz bir çarşafa bürünmüş her yer.
Bu gece yılbaşı ,yansır durur şarkıların
sesi ,dansın eksik olmadığı her evde.



Kız Kardeşim

(Motra ime)

Leziz,
tatlıdır,
şeker gibi,
adeta reçel tadında.

Gül yüzü vardır,
peri olma olasılığı
hissi uyandırır.
Masmavi gözlere sahiptir,
mehtabın rengi gülüşlüm.


Babam
(Babit)

Seviyorum babamı,
güneşin armağan ettiği aydınlık kadar.
Sıcacık sevgisi  bir dünya harikası
gibi güzel kılıyor hayatımı.

Mutluyum,
huzurluyum.
Babamın varoluşunu,
saklıyorum kalbimin derinliklerinde,
kimsecikler çalamasın diye .


 Küçük kardeşim

(Vëllai i vogël)


Küçük bir erkek kardeşim var,
tam dört yaşında.
Şamatadan başka birşey de yaratmıyor
ama nasıl da elinden geliyorsa,
mutlu ediyor bizleri.

Yaşantısını topsuz ,oyuncaksız
düşünemezsiniz ,bir an durmaz.
Yinede herşeye rağmen soluksuz,
öper koklarız  kız kardeşimle onu.



Annemin gözyaşı
(Loti i nënës)

Ağlama annem,
kalbime karanlıklar çöküp kaplıyor.
Üzülme annem,
bak gör ,güneş yeniden doğacak bizim için.

Sımsıkı sarılsam,
endişelerini unutursun belki.
 Peki ya sonsuza dek öpsem,
geri getirir misin gülüşlerini?



Kaybolan Bahar
(Pranvera e humbur)

Bekledim,
bekledim,
-gelmedin!
Nereye kaybolup,
saklanıp,kaçtıysan,
her zaman ki gibi,
sen yine geç varı verdin.

Beklenmedik bir anda,
beliri verdin  ansızın ,
güneşle birlikte,
hafif bir esinti eşliğinde,
herşeye rağmen sonunda!
Bahar hoşgeldin.



Bayrak
(Flamuri)

Kırmızı-Siyah,
Bayrak,
uçuşur açık gökyüzülerinde.

Çift başlı  kartal, es geç
bütün sınırlarını ,özgürlük
ilan et bu  arnavut topraklarına.

Ne kadar da şehit verdik,
uğruna Ey Bayrak !
Bu bayrak için kanımızı akıttık,
bağımsızlığımız adına.
Soyumuz için savaştık biz.



Anneanneme
(Gjyshes)

Okşuyor usulca,
sıcacık ve yumuşak el avucu.
Ardından tebessüm ediyor,
Cennetin kapılarını açan gülüşü.

Konuşmak istedi mi o
kapıya damlar aslında herkes...
Ne büyük bir mutluluk olduğunu,
yaşayan bilir, sohbetleri
yaz rüzgarları tadında hep böyle denir.

Kalbi varya, güneşin
dünyaya gülümsemesi kadar
ılık ve hoş,barış gibi bir duygu
kadar güzel ,tertemiz beyaz, aynı anda
 yumuşak okyanus mavileri andırıyor,
 sanki işte o güzel kalbi.


Hayat nedir ?
(Çka është jeta ?)

“Aşktır o”,
“Anıdır”,
“Hüzündür”,
Bazende “Endişedir”.

Kaç gerçeği  var ki hayatın?
Sahnede olmak demek hayattır.
Hayatta bir yerde aslında bir
Sahne.

Yalnızlık rölünü oynamak
demek,
doğruluk yolunu bulmaktır.
Tek başına olmaktır hayat.

Hayat mutluluktur,sonra gençliktir.
En son da sonsuzluğa giden  yolculuğumuzda,
topu topu tamamen ,tarifi
olmayan ,iz bırakacak sadece bir duygudur...



İlk Bahar
(Pranvera)

Haber vermeden,
koşaraktan kaçtı kış.
İlk bahar geldi ,
güzel raslantılarla,
sınadı yine yaşantımızı.

Kar eridi,
buz parçacıklarıda,
yavaş, yavaş dudak bükermiş gibi
oldu bahar, yazdan haber ver dedim.



Yaz
(Vera)

Geniş denizlerde yüzmek,
ne keyiftir  ,adeta doğa ile aşk yaşarız.
Güneşin altında güneşlenmek,
deniz kabuklarına benzeriz bazen.

Deniz dalgaları
çarpar hafif,
melodisidir
bize ulaşan.

Gemiler ,kayıklar
geçer bu sonsuzluktan,
bir yandan da çocuklar etrafında.



Son bahar
(Vjeshta)

Yazın güneşi arada uğruyormuş
gibi yapıyor ,sararmış  yapraklar
ise tam aksini söylüyor.
Herşeye rağmen inatçılar  ama
illada düşmeyiz diyorlar solmuş olsakta.
Göçebe kuşlar, memleketlerine
dönebilme umuduyla gidiyorlar işte .

Çiftçi mutlu dönüyor yuvasına,
ektiğini biçiyor sonunda.
Mutlu mesut bir
aile tablosu ve huzur.

Dolu dolu hambarlar,
altın sarısı buğdaylar,
hasat zamanı,
üzümde toplanıyor,
 siyah beyaz ayırd etmeden.

Okullar açılmış bizi bekliyormuş.
Sarılmış bir çift küçük,
ardından kristal gibi
parlayan onca çocuğun bakışı ,özlemi.



Kış
(Dimri)

Bir rüzgar esiyor,
arada yağmurda çiseliyor...
 Doğanın bile kendi halinde
işlerini halletmesini bilmek ne mutlu.

Beyazlamış etraf,
ilhamımız olu verir.
Oradan buradan :Kardan Adamlar,
Noel babalar tam bir sahne oyunu  gibi.



Çoban kızı
(Çobanesha)

Güzelliği ile büyüler,
bizim kömür gözlü ,
dağların çoban kızı.
Sabahtan sahip çıkar
koyun sürüsüne,
taaki akşam ,toprağı
kendisine hapsedene dek.

Gerçek bir kartal parçasıdır,
aynı zamanda bir gelincik kadar narin.
Çalışır ,çizer, kendi bakış açısından doğayı.




Hayatımın yıldızı
(Ylli i jetës)

Gökyüzü yüksekliklerinde
parlar, öyle bir ışıltı saçar ki,
gecem gündüzüm olur.

Üzülsem onu hayal ederim,
ona bakar, onu düşünürüm.
Günlerde geçiyor,yıllarda esasen,
düşlerimizin sonu yok, yıldızlar gibi.

 Onlar devam ediyor
parlamayı,
gökleride deliyor,
 sınır tanımayacak bir şekilde.


Okul Kitapları
(Librat shkollore)

Okulda ne ararsan
umduğunu bulur öğrenirsin:
Matematik olsun,
Fizik te aynı şekilde.
Toplar ,çıkakrtırız ,böleriz
ama vazgeçmeyiz.

Biyoloji dediğin doğayı sevdirir,
önemini öğretir yaşantının.
Coğrafya desen özğürlüğü temsil  ediyor,
bütün dünyamızın, özelikle cumhuriyetimizi.

Edebiyat ve Tarih aynıdırlar,
bir zaman tüneli yolculuğuna
çıkartır bu iki ders seni,
eskilerini tanırsın,kökenlerini.

Müziğin notaları derin işler,
duyar ,öğrenirsin, hissedersin Mocartı.
Resimde ise renkler birbirine  sahip çıkar,
şu dünyada tek gerçek bizis diye bağırırlar :renkler !


Sonu olmayan şiir
(Poezia që ska fund)

Kaç kere diyorum ya,
güneş olsam dünyayı ısıtırdım diye
ama sevgimle sadece,
derin sevgiyle.

Şiir dediğin,
seher vakti gibidir.
Gece gibi yıldız olmasınıda bilir,
karanlıkta aydınlık bulur.
Rüzgar eser ilhamın önünden,
öylece doğar şiir dediğin.

Benim şiirim aslında kıtadan oluşmuyor,
kaybolmuş bir kyagıt parçası aslında sözlerim.
Çok sevdiğim bir kitap benim esintim.
Bir ismi bile yok, sadece sonun olmadığını
 biliyorum bitmeyen şiirim.

Sen benim için...
Sonu olmayan...
Şiirim kaldın...


Savaş istemiyorum !
(Nuk e dua luftën)



Savaş istemiyorum,
dur demek için sesimi yükseltebilirim
gerekirse.
Gazlı zehirlere yeter diyelim,
kan akıtmasın hiçbir milliyet.

Göz yaşı dökmek istemiyorum,
dumanlar içinde boğulmayıda.
Ateşleri söndürelim ,yakmayalım alevler içinde
birbirimizi!
Harabelerden nefret ederim,
yeterince  dağılmadık mı zaten?

Özğürlüğü hakeder herkes ,
bağımsız yaşayacağı bir çevreyi.
Korkusuz gülümseyebilecek çocuklar
istiyorum etrafımda çok mu..?

Bundan sonra galibiyet: barışın,kardeşliğin...




Hayat
(Jeta)

Yaşanır,
yaşatır.

Hayat
-dünyanın sonu değildir.
Ansızın mutluluk kapını çalabilir.

Hayat hissedilir,
bazen ısıtır içimizi.
Beklenmedik bir anda sınavda
buluruz kendimizi.
anla,hayat herşeye rağmen
devam ediyor.
İnsan,
Hükümdar ,
Yarının sana ne getireceği belli değil.

Böyledir hayat,
bazen bir çiçek,
belkide bir fırtına gibi.
Hayat bir umuttur,
kandiller yeniden yeşerebilir.

Hayat elveda demeyi bilmez,
umut et, mutlu ol.
Takip et şiirin  ipuçlarını.


Bir gülümseme
(Një buzëqeshje)

Bir an
bir gülümsemedir.
Adı olmayan bir mutluluktur,
duy beni kalbim.!

Raslantılarda bir gülümsemedir,
mutluluğun hayat kaynağıdır.
Buralarda karanlıkların yeri yok,
kaçıp gider arkasına bakmadan,
yeter tek bir gülümsemen.

Hayatta gülümseyince bizlere,
boşluklarımız dolar taşar düşlerle.
Burada yeri olan;
Hayallerdir,
Harikalardır,
Tebesümlerdir,
bütün güzellikler bir arada.


 Minicik dalga
(Valëza e vogël)

Yüreğimin kıyısına vurdu
minicik bir dalga,
korkmuş,ürkmüş bir şekilde.

Sokulu verdim yavaşça yanına,
ne söylemek istediğini anlamak istedim.
Zavallımın şiirseldi sohbeti,
ne hoş konuşuyordu duyguları.

Acılarımı dindireceğim dedi,
artık her bir kıyıya çarpmıyacağım...
Sessiz olacağım ,düşlerim konuşacak benim.
Ne itiraflar duymuş , içindekilerini dökmeye gelen
herkes bu denize, onu anlatıp durdu bütün bir vakit boyunca.

Minicik dalga son bir kez çarptı yüreğimin kıyısına,
bütün anılarını yıkadı attı üzerinden.
Belki artık yaşadıklarının bir ismi yoktu
ama duyguları hala olduğu yerdeydi,
dalganın ardından bıraktığı kırıntılardı hissleri.



Dedem
(Gjyshi im)

Özlemim durmaz,
sorar cevap beklerim kendime.
Seni kimler aldı?
Nerelerdesin şimdi?
Gözüm doymaz yaşlara,
inanamaz senin toprakla bir olduğuna.

Sessizce süzüyorum dünyayı,
ve fark ediyorum ,seninle geçen zaman içinde
ne kadar mutlu olduğumu.
Saçımı okşayan sıcaklığın en büyük eksikliğim.
Hayat bir masal sanki, bir varmışsın bir yokmuşsun!

Annem sessizliğime ortak oluyor,
teselli ediyor beni kucak dolu sarılması.
O ölmedi diye mırıldanıyor,
yaşayacak gizlice uzak diyarlarda ve kalbimizde,
inanıyorum.

Çoğu zaman ağladım,
şimdi yaptığım şiir yazmak.
Rüyalarımı süslersin artık,
tıpkı bir melek gibi ziyaretime gelirsin dedem.



İskender bey

(Skënderbeu)

Nadir bir cesurdu,
yamacıyla delip geçti savaşları.
Ne seferler kazandı ,
Arnavutluktu onun annası.

Berrak arnavut kanı akıyordu
damarlarında, dişe diş savaştı.
Yılmadı herşeye rağmen,
 kahraman İskender bey.

Arnavutların efsanesiydi,
geleceğin kandiliydi.
Cesurların en üstünde, vatan adamıydı,
korkmak nedir bilmedin kimseden.



Armavutuz biz
(Ne jemi shqiptarë)

Anlı şanlı bir milliyetiz,
gözümüz korkmaz savaştan.
Adalet için savaşırız,
vatanımız insanımız için.

Dokunmayın gözlerimize,
onlar ile bitiririz hesabımızı!
Zincirler bizim engelimiz olamaz,
gerekirse ölürüz özgür irademiz için.


Biz arnavutuz,
milliyet ve vatan adamlarıyız.
Gözü korkmaz gönüllülerimiz
vardır hep, savaş içinde düğün
içinde, bizler her daim hazırız.

Kardeşlerimiz için gözümüzü kırpmadan
kendimizi siper ederiz.
Akıtılan kanımızı affetmeyiz.
Kan akıtan ,er ya da geç yıkayacakdır
hesabını!

Zavallı anneler, nini söyleyerek sallar
umutla büyütmeyi düşleyen bebeklerini.
Kimselerin köleleri olmak için doğmadık.
Dünyaya adaleti yaymaktır niyetimiz.



Anne
(Nëna)

Gözlerimin aydınlık ışıltısısın sen,
alacakanlıkta ki parıltımsın.
Çöllerdeki bir damla suyumsun,
hükmün var senin kalbimde.

İsmin denizin sesi,
Göbek adında güneştir.
Özenen olabilirde,
Çünkü sen benim tanrıçamsın.



Dostum
(Shoqja ime)

Neredesin sen?
Ey güzel güzel dostum...
Hangi yıldırım çaldı seni,
başın göğe erdi mi lanet dolu hastalık?!

Gözü yaşlı annen ağlıyor hala ardından,
siyahtır artık onun tercüme yaşantısı.
Gülleri sana benzetirim bu günlerde,
büyürler ,güzelleşirler senin gibi.
Niye bu kadar kolay vazgeçtin ki,
böyle mi olacaktı ayrılık?

Sana buralardan bahsedeyim biraz,
gittiğin günden beri terketmez bizi üstümüzden
bulutlar ,sana ne oldu güzel kalplim?
Çabuk gittin be dostum.

Gülümsemendi senin bize armağının,
böyle mi olacaktı kaçman ,bir elvedasız.
Acımız senin için bu ğünlerdede aynı ve büyük.
Bazen sen yeniden dönecekmişsin gibi hissediyorum.

Ne zaman seni özlesek,
Vardar  nehridir bize dostluk eden.
Kuşların melodiside artık ürkek.
Yankılar  acımızı korkuyla,
Gostivarın her bir dağı .



Ayrılmaz iki arkadaşım
(Dy shoqet e pandara)

Tek eksikliğim gülümsemeniz
bu günlerde,
yakınımda olmasanızda hissediyorum ama ikinizi.
 Yeniden doğuyorum sanki yanınızda.
Yalnızlık nedir bilmeyiz biz üçümüz.

Dostluğumuz gökyüzülerine kadar
büyüyen bir fidan gibi.
Sizleri göreceğim günleri hayal ediyorum soluksuz,
bilirim umudum kadere karşı en büyük kozumdur.

Kelimeler yeter mi bilinmez,
taçlandırılan bir sevgidir bu size karşı.
Zaaf duyuyorum isminizin her bir  harfine,
her biri sevgi dolu siz gibi ,bizim dostluğumuz kadar güçlü.



İsmail Kemal

(İsmail Qemali)

Yüzünden akan iyliği,
unutmaz hiç Arnavutluk.
Sevgi dolu kalbin,
gençliğin bu ğün var olma sebebidir.

Vatan sever İsmail Kemal,
etnik Arnavutluk için,
28 Kasımda kahramanca ,
bayrağımızı kaldırdı Avlonyada.

Unutmayız senide,
Luic Gurakuç,
İsa Poletin,
Hasan Prishtina
ve daha bir sürü kahramanımızı.
Onların  keskin bıçakları Arnavutluktu.

Emanetin ne yazık ki yerine gelmedi,
gömmediler seni Kaninada.
Fakat her gencin kalbinde gün be gün hayat buluyorsun,
koynunda saklar seni Arnavutluk.

Arnavutların idolusun, sembölüsün milliyetimin.
Öyle ki buğün, okuduğum okulun ismi ,senin adını
haykırırcasına İsmail Kemal olarak anılıyor.

Binlerce çocuk
seni  kahraman olarak hatırlıyor.
Ardından bıraktığın barış, insanlarımın
mutluluk sebebi artık.



Güvercin
(Dallëndyshja)


Yorgun bitkin bir güvercin,
yavaşça çarpar odamın penceresine.
Tık-tık diye bir ses duyarım ,ne göreyim,
bir güvercin, küçücük ,güzel mi güzel.

Neyin var güzel güvercinim?
-diye sordum şaşkınca!
Rahat değil misin doğanda?
Yoksa aç mısın?

“Yok miniğim”
- diye cevap verdi  sessizce.
Buralar soğuk,
yerim yok uyumaya üşümeden...

Sana hoşçakal demeye geldim dedi.
Selamlaştı benimle.
Bende söz veriyorum -diye cevap verdim.
“Koruyup kollayacağım yuvanı sen gelene dek.”