25 Eylül 2016 Pazar

Deeptone-Yani!


“Herşeyden önemlisi,göremeyeceğimiz bir düşe inanmak.Değil mi?
...ama o yeni yıl da eskiyor işte,eski yıl bitiyor,anlatıcı uyanıyor...


Evet aslında kitabı okumuş olanlar bilir tanıtım bülteninde bunlar yazmıyor.
 Özü daha bir neşeli ve tamda günümüzün gençlerine hitap eden bir arka kapak yazısı barındırıyor.
Feys, insta, vadzap, vadped, geçiyor günler. Tam 16 kere beğendim ya ben bu hayatı, etiketlerim ben bu gülmekli, şakalıklı güzel günleri. Yaşamak en değerlimiz kanka ya, hayatımız çok güzel çünkü bize çekmiş…” diye böyle devam ediyor başlık.
Beni farklı bir başlangıç yapmaya iteleyen, kitabın sonunda bulunan “Maçka Parkı’nda yeni yıl sabahı” yazısı ile aynı öyküde yer alan şiir oldu.
Aslında Deepin kitapları içinde olsun, blog yazıları genellinde ne zaman ciddi birşey okumaya kalkışsam,sonunda sırıtacağım birşeyler bulacağıma dair eminimdir.
Kendisi yazılarında, neşe ve hüznün dengesini kurmayı   başarabiliyor.
Kitaba dönecek olursam,Yani! dört yapraklı bir yoncanın son yaprağı.
 Sade ve  Derin, Derin Mavi ile Frambuazlı Hayat kitaplarının kız kardeşleri diyoruz biz okuycular.
İlk üç kızçelerden farklı olarak Yani’de Deep’in blogundada okumaya alışkın olduğumuz;Gece,Çağla ve Simay öyküleri bulunuyor.
Kitabın içinde her bir karakterimize özgü olarak 15 öykü, yani bir bütün olarak bakacak olursak 45 öykü bulunuyor.
Yayın hakları bir önceki Frambuazlı Hayatı’nda yayıncısı olan Gece Kitaplığı’na ait.
Kitap 224 sayfadan oluşmak üzere, bilgi donanımlı olmaya devam ediyor, ve buda diğer kitaplarının eksikliğini hissetirmiyor.
 Özellikle Sade ve Derin ve Frambuazlı Hayatta sanata dair bir çok bilgi ile donanırken, son kitapta ki Gece Öyküleri’nde gezi ağırlıklı, Amerikan kültürüne dair yazılar bulabiliyoruz.
Daha yukarılardada bahsettiğim gibi, son şiirdeki aktarılan duygu yoğunluğu ise Derin Maviyi getiriyor akıllara ve bu özlemi ayrıca bayram,dede,çocukluk yılbaşı ve sahafları konu alan öykülerindede sezdim.
Gece,Çağla ve Simay üç ayrı karakterde üç kız.Onlar her ne kadar birbirlerinden farklı olsalarda, aslında her birinin kişiliği,gerçek hayatta ki insanların içinde barındırması gereken özellikler.
Yazılanlar günümüzün bir aynasıda zaten.
 Gece karakteri hayatın derin olmamızı gerektiren tarafını temsil ediyor. Çağla hayatta hep genç kalmayı gerektiren yanımızı. Simay ise yenilenmeyi gerektiren hayat enerjisini.
 Söylemek istediğim  şu ki, bu üç özellikle beraber daha pek çok nokta tek bir insanda bulunabilir.
Bu kızlarında aynı mesajı verdiklerine inanıyorum ki zaten pek çok insanın içinde bir çok kişilik yaşadığı kaçınılmaz bir gerçek.
“Ruhumuz”,”Özlemlerimiz”,”Geçmişimiz ve Gelecek kaygımız”,”Keşkeler ve Pişmanlıklarımız”,”Çocukluğumuz”,bütün duygularımız  içimizde kendine özgü bir birey yetiştirir.
Çok kişilikli bir insan oluruz, kimlik bunalımı yaşarız,duygularımızı yok sayamayız ama kendimizle ve hislerimizle onları yok etmeden,barış içinde olabilmenin yolu gözüküyor bu kitaptaki pek çok yazıda.

*Gece sanatkar,İstanbul Galata civarlarında yanlız yaşayan, ailesi Antepli, çello çalan kendi yaşamının değerini bilen,  yirmili yaşlarında bir kız.
*Çağla daha onaltısında, lise hayatının toz pembe günlerini yaşayan,ders çalışmaktan nefret eden, enerjik,Karadeniz asıllı bir ergen.
*Simay iş hayatına atılmış ama kendi dünyasını renklendirmeyi ihmal etmeyen, bir yerde durmasını bilmeyen, kendi deyimiyle kıpırdak biri.Aile,arkadaşları ve kendi rahatına düşkün.
Üçüde rahat, özgür kızlar, gençlerin,özellikle kızların özlem duyduğu bu özgürlüğü suistimar etmeden,cesur korkusuz yaşabilecek bir özgürlük.

Ne yazık gerçekten bunları yaşamak, hayatta ki bir çok zorluğa bedel.
Dünyada  ki olup bitenler,sıkıntılar göz ardı edilmeden traji komik bir dille anlatılıyorda tamda bu sözle “İyi ki bu olaylar oldu da biz hepimiz birer eylemci olduk.Kime telefon açsam,nabıyon desem,direniyoruz diyor.”
Neyse ki kitabın verdiği enerji ileriye daha güzel bir dünyaya bakmaya davet ediyor, okuyucuyu karakterlerin ruhuna bürünmeye teşfik ederek.
Bir çok blogcu arkadaşına özgü sürprizleride var kitabın içinde, bunuda yazmadan geçmeyeyim.
Gece öykülerinde sevebileceğim pek çok altı çizilesi cümleler buldum, buda bana başka bir soru getirdi aklıma.Kitap ve blogunda ki yazdığı karakterlerinin içinde, özellikle sevdiği bir kahramanı var mıdır Deep’in, yoksa hepsini aynı mı önemsiyor diye?
Aklıma Deep’in bu karakterleri nasıl oluşturduğu hakkında ki anlatıları geldikçe, öyküleri yazma anlarınıda canlandırmaya çalıştım kafamda.
Bu öyküye ciddi başlanmış,çatık bir bakışla okumaya başlıyorum, konsantre olacağım diyorum.
Sonra kendi kendime güldüğümü fark ediyorum satır aralarında, şimdi olay burada bitmiş yeter bu kadar ciddiyet diyor sanki bu öykü,kesin yaz aylarının bunaltıcı bir  günde yazılmış diyorum,araya şaka girsin demiştir böyle geçiriyorum içimden.
Dört kitapta benim için güzel anlamlar içeren eserler.Deepiin kitapları demek benim için kötü enerjiyi atmak ,çantana dördünüde atıp başka birşeye gereksinim duymadan dağ,çayır gezmek,yol demek,yaşamın umudunu hissetmek okurken.
Türkiye ve kendi ülkemde çok güzel yerler gezdim kızçelerle.Deep kendi ruhunu  katmasını biliyor kitaplarında.Daha nice dörtlü yoncalara dilerim...  


 

GECE ÖYKÜLERİ
1.Adı kadar estetik bakış açısı gelişmiş sanatkar kız Gece.Kendi iç dünyasına dönük,ruhsal hissiyatına önem veren,İstanbul hayatı,müzik,kedi ve rahatlığına düşkün Galata civarında yalnız yaşayan asil kız.
2.Aydınlığı gecenin karanlığında,geçmişin izlerini sürerek kişisel çizgilere ulaşmak...
Hayatın kendi kesitleride bir resim tablosu gibi.Yaşamak ise zor sanat.
3.Hayat,hayatın içinde ki herşey müzik,insanlar,yaşanmışlıklar,duygular,hırslar,herşey okadar hızlı ki.Düşünceden ise hızlısı yok.Hepimiz çok büyük bir ailenin birbirimize yabanci düşmüş çocukları gibiyiz.Sevgiyle yeniden tanışabilir,yalnızlıkları aşabilir,renkleri baştan keşfedebiliriz.
4. Gündelik yaşamı güzelleştiren hayatın ve ilişkilerimizin minik detayları,nüansları.O kısacık anlar.
Minik bir davranış,kısa bir bakış.Yaşantımızın rutinini renklendiren insanlık halleri.O tatlı an’lar genelde çocuksu ve masumdur,iyi yanlarımızı açığa çıkarır.An’lar da anı’ları getirir akla.
5.İnsan aslında ne kadar da karmaşık,hatta yabancı kendine.Ruhu falan da fazla abartılı.İçimdeki sesi susturup kulağımdaki sese gülümsesem daha tatlı olacak.
6.Görmezden geliriz bir çok şeyi hayatta,biliriz çünkü görmek istemeyeceğimiz daha çok şey göreceğizdir.Dünyamıza yaz gelirde ruhumuza gelmez bir türlü.Sessizliğini ne zaman bozar gecenin çığlığı bilinmez.
7.Tek başına olmanın verdiği huzur ve rahatlık hiç kimsede yok istediklerini yapabilmenin özgürlüğü kadar güzel olan.Dünyanın nasıl geliştiğini takip etmek zor.Az insan çok huzur.
8.Öyle bir kitap okusam ki,film izlesem,müzik dinlesem,bir uyanış etkisi yaşayayım.Uyandığımda ben aynı ben olmayayım.İstanbul,gece,hayat,sokak müzisyenleri…
9.Benim evim sahaf gibi olmalı.Eski eşyaları seviyorum.Sürekli olarak sahaf ve  antikacıları geziyorum.Belki de klasik müzik eğitimim ve sevgim beni eskiye,nostaljiye götürüyor.
10.Maziye dönüştükleri için mi bazı şeyler güzel,yoksa herşey zamanında mı daha güzel?
11.İki benliğinin içinde sıkışmak,ortasını bulamamak arada kalmak…Aynı anda her ikisi olupta hiçbiri olamamak…
12.New Orleans eskiden Fransızlarınmış orada her milletten insan var.Bourbon caddesi,Lousiana’da Cajun insanları,müzik eşliğinde ki yollar,Tenekeye benzer müzik aleti,Brudges 100 yıllık Pazar meydanı,fayton buluşma yeri,ortaçağdan kalan heykeller,çikolata,waffle kokan sokaklar,Godivada The Chocolate Line,Frambuazlı Biralar,Line Demans,Jüpiter...
13.İnsan yaptığı şeyi çok sevince sadece onunla yaşıyor.Zaten bir gündelik yaşam yaşıyoruz ama insan benim gibi yaptığı şeye aşıksa hayat kolay geliyor.
14.Kendini ifade tarzı olarak yapmak birşeyleri...Yüreğinle ruhunla yazarsın,yüreğini ruhunu yazarsın...ve dinleyen de kendi çalıyormuş gibi dinler.Sen nasıl kendi bulutsu cennetinde dolaşırsan,seni dinleyende kendi cennetinde dolaşır...Biz sanatla gerçeğe ulaşıyoruz, sanatı insanlar yapar ama sanat,insanın üstündedir.Hayatında bir sesi vardır, müziğinde, bizimde bir ses tonumuz var.
15.İç sesimiz,kişiliğimiz,yıldız Mira.Dünya değişmedikçe bölünmüş gibi hep iki kişi kalacağız kendi içimizde.Bire indiremedikçe kendimize,hangi ruhumuza kapılıp gideriz korku değişiminden çekiniyoruz.Bu günler geçmiş günler geçmiş günleri hatırlatıp durur böylece...




ÇAĞLA ÖYKÜLERİ
16.Sade yaşamından memnun, kimlik savaşı vermeyen bir kız.Etrafı küçük şehrin, kendilerini büyük bir yerin insanlarıymış gibi hisseden bireylerle çevrili.
17.Ders çalışırken gergin ve halsiz olan,sınav döneminde hayal dünyasının gücüne inanan, yalnız kalmayı ama aynı zamanda arkadaşlarıyla olmayı seven Çağla.
18.Her dönemin kendine göre zorluklarını anlatan,ergenlik çağı,ergenler arasında ki diyaloglar,lise hayatı ve üst sınıflara özenmek.
19.Anlayışsız hocaları çamaşır suyuna batırıp yumuşatmalı.Ne olurda sanki yüksek not verseler...
20.Herşeyi unutan ve her andan sıkılan bir hayalperest Çağla ve Mega sıkılan star  dayısı.
21.Yaz tatilleri,yolculuklar ve sıcaktan üstümüze düşen boşvermişlik hissiyatı ile umursamamazlık.
22.Yaz kesiliyor bir anda kredi kartı keser gibi.2006,2007 filan işte çok eski  benim zamanımda diyebiliyorum ben de artık.
23.Hayatta her türlü koşulda kendini mutlu edebilmenin yolunu bulmak, sevgiyle sım sıcacık güneş gibi ve özgür bırakmak herşeyi...
24.Zamanla anlar anılara dönüşüyor...
25.Kore dizilerindeki masumiyet,farklı dönemlerin hayranlıkları...ve yaz ne kadar güzel.
26.Dede,çikolata,herşeyi saklamak ve bayramlar...Nerde o eski bayramlar?
27.Atarlı,giderli,asi ergenlik halleri.Biz yalanı bile doğru söyleriz okadar!
28.Keşfedilmek istiyorum,ergenim ben!Annuşkam seninle başım dertte.
29.Yazdan daha huzurlu ve tatilden daha eğlenceli olan başka birşey yok.Kum,güneş ve fotolar.
30.Çağlanın günlüğünden kesitler;arkadaşı Rumeysa,çok sevdiği öğretmeni ve kardeşlerinin hayatı.



SİMAY ÖYKÜLERİ
31.Hayat zor,kız olmak zor,kilo vermek daha zor.
32.Kolay mutlu olmadığım için belki  bana soğuk ve ruhsuz diyorlar.Böyle duruşumun tek nedeni, işlerimde kusursuz olma isteğim değil aslında, duruşumun arkasında gizemli,utangaç bir kızın olması.
33.Her çağa kolaylıkla uyum sağlayabilen babanne.
34.Pembiş siyah botlu Claire,Üç Virjin grubu ile Melo.
35.Yaşamak çok güzel,dünya sevilesi,müzik dinlenesi,vanilla fudge yiyilesi,kahve içilesi.Rahat sevgili,hayatta Dilan’a güzel.
36.Eğlenmek lazım,ölü koyun gibi durmamalı kendimize gelmeli, bi bana nolmuş demeli,bi aynaya dönüp bakmalı,alemin keyfi yerindeyse bizimde olmalı.
37.Rutinden sıkılan  Simay ve gözlemleri.
38.Çalışıyormuş gibi gözüken iş adamları.Tatil günlerini değerlendirmece ve Rahibe Teresa...Hayatın keyfini çıkarmalı.
39.Feribotun arka ve ön tarafı aslında hayatımızı simgeliyor diye düşünürüm her defasında.Arkada kalan ve uzaklaşan kara parçası ve feribotun suyu yararken köpürttüğü sular uzaklaşan geçmişimiz.Gittikçe uzaklaşıyor. Feribotun ön tarafı ise geleceğimiz.
40.”İyi ki bu olaylar oldu da biz hepimiz birer eylemci olduk.Kime telefon açsam,nabıyon desem,direniyoruz diyor”Sıkıntılı bir dünyanın içinde biraz huzur ve mutluluk arayan insanların hikayesi.
41.Aksiyonlu günlük hayatının filmini, geceleri rüyasında çeken kıpırdak Simay.
42.Çeşitli insanlar tanımanın getirdiği zorluklar.
43.İnsan kendi enerjisini değerlendirip, renkli bir hayat için harcamalı...
44.Yaz,kamp,deniz,orman...Yazın güzelliği hepimize yeter.
45...ama o yeni yıl da eskiyor işte,eski yıl bitiyor,anlatıcı uyanıyor...







20 Eylül 2016 Salı

Çocuktum 4



Ринге Ѓинге jaja досто чичко пaja една jaja муч сите деца чуч...

Ringe cinge yaya dosto çiçko paya edna yaya muç site desa çuç.

Oyun dizesini söyleye duran çocuklar, el ele tutulmuş kendi etraflarında dönerken, şarkının bitmesiyle hepsi bir anda oldukları yerde çömeldiler ve oyun böylece defalarca tekrarlanmak üzere devam etti.Aralarında ta ki biri, uzayan monotonluğu bozana dek.
-Üff canım sıkıldi ama benım.
-E be vafir atık brakmadık ne oynamadık bugün, te daa sabatan a "Aliana camia" a" Yüksek alçak","Loce"Neşe balkondan atlayıp agzını toplayana dek saati diil beş ombeş,elli oldii!!
Eskiden olsa Meleğ'in en kötü espirisine bile gülebilen çocuklar o gün nedense yüzlerinden düşen bin parçaydı.
Aralarına yeni katılan kendilerinden küçük ikiz kardeş olan Semra ve Selma'nın sessizliğininde payı vardı durgunluklarında. Yabancı almayı sevmezlerdi pek kendi ortamlarında.
İkizleri birbirlerinden ayırabilen özelliklerden,   kız kardeşlerden Selma'nın bir kaza sonucunda burun ameliyatı geçirmiş olmasından dolayı, diğer kardeşinden daha sivri bir buruna sahip olmasıydı.
Bu dağınık ortamı renklendirmek isteyen Merve, arkadaşlarına ümit dolu vaatlerde bulunmaya başladı.
-Abe te bragina o acom çocuguni İsmail'i ne der se yıkmazler gerçekten te bu parki.
Yoksa biz te nere saklanaciz,haçın oynayalım nasıl koşaciz peç yapalım, aciycakler bizi dimi?
Tamam biraz eski burasi ama bu koca meti agaçlar bizden heppımızden büyük be.
Hem bak bu trafikalar yikılırsa insanlar aç kalacak, bebelere günderemeycekler mama yesinler.
Siz ne deysiniz kızçeler akıl fikir var!
Melek ve Merve'lerin bir diğer amca oğullarından olan Recep'ten küçük  İsmail görünüşte kızlara verdiği haberle onları üzmüştü ama bu seferki söyledikleri gıcıklığından olmasada, herkes gerçekçiliğini kabullenmekte zorluk çekiyordu.
Belediyeden alınan bir duyuma göre,  yıllardan kalma çarşı parkının yıkılacağı haberleri ve onun yerine ne kurulacağı belirsiz olduğuna dair söylentiler dolaşıyordu.
Bakımsız parkın etrafını saran göğe uzanan bir boya  sahip ağaçlar,  yerlere dökülen kozalaklarla eski çalışmayan pas tutmuş şadırvanla birlikte, kuş pislikleri parka temiz bir alandan çok bir orman görüntüsü veriyordu.
Belli belirsiz yılların eskittiği yeşil bir renge sahip kırılmış banklarla, aşağı yukarı aynı görüntüye sahip küçük işyerleride bir kasvetlik katıyordu bu alana.Bu işyerleri devlet işinde çalışma fırsatı bulamayan, kendi çapında didinen insanların sığınağıydı.
Bunların zinciri genelinde:terzi,saatçı,kırtasiye.eskici dükkanları tarzında olurlardı ve bir bütün olarak trafik isimleriyle adlandırılırlardı.
Dışardan bakan yabancı biri için hal böyleydi ama orada yaşayanlar için durum pekte böyle sayılmazdı. Özellikle kış akşamlarında bu iş yerlerinden dışarıya sızan ışık, şehir çarşısına karla beraber çam ağacı gibi bir gelin güzelliğinde aydınlık katardı, yerlisine göre bunu sadece orada yaşayan, orada anısı olan anlardı anlamını.
İşaret parmağıyla iş yerlerinden birini gösteren küçük kız, birden ağlamaya başladı.
-Ben ilk piyanomi ordaa almişidım amaa, yikılacak mi şimdii!?
-E te be akılsız kafa, koyun can derdınde sen et brak şindi oni.Bakina ben ne derım.
Arkadaşlarının endişelerini yersiz bulan Melek, son konuşan küçük kızın başına hafif vurduktan sonra,aklına bir fikir gelmişcesine uzandığı çimenlerin üzerine, çapraz bağladığı bacaklarıyla yerinde bir ağa edasıyla doğruldu konuşmak için.
-Belli ki komunada ki acolar gürmişler bizi ki neka pis tutarsık parkımızi,hem akıllari sıra bizi isterler cezalandırsınler emi, gelinada oyun parkımızi el birligiyle temizleyelım.
Var misinız daa temiz bir dünya içiiin küçük işçiler haydi düşin peşıme...
Belediyenin gözüne girmeye çalışan çocukların amacı ap açık ortadaydı.
 Onlar küçük kaplerinin içinde barındırdıkları sevgi ile, aslında hiç birşeyin göründüğü kadar kötü olmadığının izlenimi vermeye çalışacaklardı, çünkü orası onların çocukluk anılarının köşe kapmaca oynadığı yerdi.
İşe etraftaki çöpleri yok etmekle başlayan minikler, eylemlerine ağaç dallarını toplamakla devam ettiler.Bir ellerinde agaç dalları ve bir diğer avuç içlerinde kozalak tutan parmaklar, soluğu bozuk su şadırvanının içinde buldular.
Şadırvan içini ağaç dallarıyla temizleyip,topladıkları kozalakların her birini artık su çıkmayan çeşmenin delik boşluklarına yerleştirdiler. Böylece  yaşlı çeşmeyede otantik bir hava katmış oldular.
Son zamanlarda televizyon dizilerinden izledikleri çaput bağlama alışkanlığıda edinen çocuklar, inandıkları ağaca parklarının yok olmamasını dilediler tek bir ses ve yürekten.
-Ee te ne yaparsınız siz burda be belacilar?
-iiii.
Bu son yaptıklarında yakalandıklarının suçluluğuyla koca ağacı yarım boylarıyla saklamaya çalışan çocukların hepsi ağacın önünde dizildiler.
Onların bu saflığına şahit olan mahallenin abisi Ali ise, gülümsemeden edemedi.
-Valla billa Ali abi te yok bizim suçumuz, parkımız için dua edeydık.
Bunları aynı sesten hepsi söyledikten sonra dudak büküp yüzlerini asıp sessizce  ağacın önünde sürdürdüler bekleyişlerini.
-Şindi siz isteysınız divirim ben sizi anne babanıza dimi, kaç kere alattım ki bu yaptıgınız yanlıştır be...ama düşündüm ki..bu sefer sizi affediim.Hem duydum ki çok tasali imişiniz, dedım gelim sevıntırim sizi.
İşin ucunda sevinçli bir haber duyacaklarını sezen çocuklar, can kulağıyla duyacakalarını bekliyorlardı.
-Mirii kızçeler daa mi duraysınız, ayaktaşçenız geleyy Gizem geley, yegenım geley hemide Stanbolldan!

-haydeee, yaşşaaa sen Ali abi.
Mahallenin ayaklı postası gibi olan çocukların sevincine diyecek yoktu artık,öyle ki önlerine yol geçerken bile araba durur yol verir tanırdı bizim kızçeleri, tüm mahalleye sevinç çığlıklarıyla iletirlerdi mutluluklarını, karış karış sokakları nefes nefese koşarken...Çocuk olmak böyle bir şeydi işte hüznüde mutluluğuda en derinden hissetmekti...

NOT:Yazıda ki diyaloglar Balkan ve yöresine ait konuşma ağzı ile anlatıldı.Bundan önceki kısımlarda,doğru yazılım hallerinide ekliyordum.Bu sefer bir değişiklik yapıp, sadece kelime doğrulaması yapacağım.

Komuna-Belediye
Belaci-Yaramaz çocuklar için kullanılır
Tasali-Hüzünlü
Trafika-Özel iş alanları 
Stanboll-İstanbul

Ringe cinge... diye başlayan dize Makedonca dilinde bir çocuk şarkısıdır.Sokak çocukları tarafından söylenen farklı türleride vardır.Anlamını bilememekteyim.

Kızçelerin oynadıkları oyunlar:  
Aliana Camia-Yağ satarım,bal satarım
Loce-Saklambaç
Peç-İstop
Yüksek alçak -Koşe kapmaca

"Neşe balkondan atlayıp agzıni toplayana dek saati diil beş ombeş,elli oldi..."-kısmı " Balkondan atla
Maydonoz topla
Kız ben sana ne dedim. 
Ağzını topla
Kızın adı Neşe 
Saat geliyor beşe. 
Bir iki üç dört beş."-tekerlemesiyle ilgili yapılan bir espiridir.