8 Aralık 2015 Salı

Deniz'in Hüznü 4


Merdivenleri koşarcasına adımlarla üçer beşer atlıyorum. O sırada Onkoloji,Nöroloji,gibi belirli bölüm koğuşlarının,gözlerimin önünden bir şerit halinde geçtiğini fark ediyorum.
İlk yardım merkezine doğru acil servise ilerlerken, ciğerlerime solduğum kimyasal maddelerin, genzimi yaktığını hissetmekteyim…
 İçime büründüğüm çaresizlikle birlikte, bir kaç dakikaya vardığım noktada, devadan çok ölüm çağrıştırdığı bir kaosun içinde bulunmaktaydım artık.
Kan ünitelerinin önümden gelip geçtiği,  elektro şok aletlerinin şarj edilişi,  çok normal birşeymiş boyutunda karşılanması gereken bir yerdi burası.
 Öte bir yandan ise başka bir hastanın üzerinde uygulanan, trakeostomi  nefes borusu açma işlemine şahit oluyorum.
Sonradan ise başı boş olduğunu fark ettiğim, yangın yarası olan bir vakaya  yöneliyorum yanımda ki hemşireyle birlikte.
  Yaranın 3. derece C. sınıfı olarak adlandırıldığı bu durumun tedavisine, eskaratomi işlemini uygulamanın doğru teşhis olduğunu kanaatine vardığım anda, beni işimde engelleyen başka bir meslektaşım oluyor.
-Sen ne yaptığını zannediyorsun..! O benim hastam!
Fakat bu sözlere karşılık dikkatimin dağıldığı anda, gözlerimi hastadan ayırmadan, bakış açım vakanın ayağının baş parmağına yöneliyor.
Doku  üzerinde görülen  bu şişkinlik, hiç te yangından alınan hasarlara benzemeyip, ürik asit miktarının birikimini andıran, Gut hastalığını getiriyor aklıma.
-Onu Ürolojiye yöneltmelisin!
-Bak sen!Özür dilemek yerine, hastamı önce çalıp, sonrada teşhis konmaya çalışıyor utanmadan!
-Kusuruma bakma ama onu burada bulduğumda yanıbaşında kimse yoktu, senin hastan olduğunu nereden bilebilirdim ki ya da buna neden inanayım ki?
Gördüğüm muamele karşısında, beynimde ki  kan basıncımın yükselişi artıyor ve o an olay çirkinleşmeden, araya giren psikiyatri Şubat hocamız oluyor.
-Oo bayanlar, hastanemizde çocuklar için pediatri'nin yeterli olduğunu düşünmüştüm, adresiniz yanlış bence!
-Hocam açıklayabilirim!
-Neyi açıklayacaksınız, koyun can derdinde kasap, et, tıbbi felsefesi mi?Ayrıca senin burada ne işin var, Dr.Erhan beyin asistanısın sen, git hocanı bul!
-Ben..
-Hala burada mısın?

Cerrahi uzmanımızın bir kaç günlük yokluğunun, asistanlara görev dağıtma işini üstelenen Dr.Şubat'ın söylediklerini algılamaya çalışırken, kalp damar cerrahisi Erhan hocamı, ne traji komiktir ki çocuk Pediatrik Kardiyoloji Ünitesinde buluyorum.

Hızlı adımlarla 412. numaralı odaya doğru ilerlerken karşılaştığım manzara önünde aslında okadar acele etmesem de olurmuş hissiyatı içinde bulunuyorum.
Tipik bir baba kız görüntüsünü anımsatan hocam ve küçük hastamızın oyuna dalmaları etkeninden mi olsa gerek, beni fark etmeyişleri, daha uygun bir sözle fark etmek istemeyişlerine karşın bozguna uğruyorum, bunca yorgunluk sonrasında.
Kısa bir bekleyişin ardından dikkatlerini çekmek adına, hastamızın durumunu anlatmaya başlıyorum…
-Gökçe Eray, 6 yaşında doğuştan pulmoner arteriyel hipertansiyon hastalığından yolla çıkarak, kalp yetmezliği…
Devam etmemi gereksiz gördüğünü  ifade eden bir davranışta bulunup, konuşmaya başlayan doktorun benle ilgili imalı sözlerinde anlam çıkartmaya çalışıyorum.
-İşte böyle Gökçe'cim, bazı doktor ablalarımızda çok sorumsuz davranabiliyor, bu da demek oluyor ki herkes hayat kurtarmak için yaratılmadı!
 Küçük kızla birlikte, uzandığı yataktan doğrulup kızın elini yetişkin bir bayanmışcasına öpüp, yerinden kalkarak, kapıya doğru ilerledi Erhan bey.
Ardından bende gitmeye hazırlanırken, son defa  kızın ilginç bir etki yaratan gözlerine takılıyor bakışım, onunda gözleri benim üzerimde,göz göze geliyoruz…
-Hocaam,hocaam özür dilerim çok özür dilerim…Bana tanıdığınız ameliyat fırsatından sonra, başarısızlığımdan dolayı, beni artık yanınızda istemezsiniz diye düşünüyordum, özür dilerim gerçekten…
-Hayret, ne zamandan beri  asistanlar cerrahların yerine kararlar alır olmuş, benim böyle bir bilgilendirmeden hiç haberim yokta ?
Bir de senle ilgili şüphelerimi yendiğim söylenemez, Fob hastalığına yakalandığının kanısındayım!
Aşağılayıcı sözleri içten içe yutmaya gayret gösterirken, diğer bir yandan dünyada eşi benzeri görülmeyen bir hastalıkla, alakamın ne olduğunu öğrenmek için sessizliğimi koruyorum.
-Senin farkın ise, kaslar yerine kalbinin heykelleşmiş olması!Küçük bir çocuğa nasıl öleceğini, açık açık gözünü kırpmadan söyleyebiliyorsun, anlamış değilim, bunun bir açıklaması olmalı!
Gözlerim bu konuşma devam ederse, daha fazla dayanamayacağı sinyalini verip dolsada, son bir kez daha kendimi ifade etmeye çalışıyorum.
-Ben ölmek gibi bir kelimeyi asla kullanmadım, ayrıca hastalarım ve benim aramda en ufak bir duygusal bağın oluşması, etik olmadığını sizlerden öğrendim ben!
-Bir onu demediğin kaldı zaten lanet olası!Hastalarınla bağ oluşturmanın yasal olmaması, onların hislerine ve duygularına saygın olmayacak anlamına gelmiyor, aksine iyileşeceklerine dair morallerini yüksek tutmalısın, hele söz konusu küçük bir çocuksa…
Ya da sen bence şöyle yap en iyisi bana sorarsan , mesleki kariyerine şimdi şuan  son ver, yoksa aksi takdirde  olacaklardan ben sorumlu değilim…
İçimde ki öfkeyle karışık hüznü bastırma uğraşlarımın, bu kadar başarılı olacağını bende tahmin etmezken, bu konuşmanın ardından, terk ettiğim odaya dönüyorum yeniden.
İlk gelişimde fark etmediğim hastane odasının duvarlarına yapıştırılan, aşağa yukarı hepsinin aynı manzaraya sahip olduğu fotoğraflara takılıyor gözlerim.
Hepsi deniz kenarından olsun sahil karşısı deniz manzaralı kareler.
Moral bozukluğundan olsa gerek, bu güzel görünümlü odanın beni boğuyor etkisi yaratması.
-Buranın hali ne böyle çocuk  söyler misin?! Burası kreş veya senin odan değil anlıyor musun hastane ve kafana estiği gibi dekorlar asamazsın, zaten işim başımdan aşkın, bir de senle uğraşamam!
Söyle anne, babana, geri geldiğimde odayı eski halinde getirmiş olsunlar.
Sarf ettiğim kırıcı sözlerin ardından bulunduğum yerden ayrılırken, koridorda bir kaç adım ilerisinde, yıkıcı halimi fark eden, hemşire Şeyma abla oluyor.
-Ah,Deniz'cim Gökçe'yle tanıştın demek.
-Gökçe?
Afallamamdan durumumu anlayan Şeyma abla, konuşmayı  yıkıntımı damgalayan bir kaç sözle sonlandırıyor.
-Gökçe ya! İçeride ki küçük kızı kastediyorum.Daha önce çalıştığım hastane, Gökçe'nin kaldığı yetimhaneyle bağlantıları vardı, oradaki çocuklara muayeneye gidiyorduk…
-Yetimhane…
Karşıdaki odadan o an sedye üstünde bir başka çocuk cesediyle görevliler çıkıyor.Küçük cansız bedenin şekilsiz kaldığı kar beyaz örtünün altında, artık atacak bir kalbi yoktu, bense bir kalp kırmıştım, hemde yüce bir kalp…
Ruhumun morgta yatan bir cesetten farkı yoktu artık…