16 Haziran 2015 Salı

DEEP SEÇKİLİ FİLMLER 2015 (2)





EN İYİ TEKLİF

Gizemli ve farklı bir aşk hikayesini konu alan bir film.
Agrofobi hastalığı olan bir kız ve antikacı bir  sanat adamının öyküsü.

Mesleki hayatında  ki açık artırmalarda, hep en iyi kadın portrelerini toplayan bir koleksiyonu vardır Oldman'ın.

Bu portreleri de kendine ait evinde gizli bir alanda muhafaza etmektedir ve bütün o kadınlara aşıktır.
Bir gün kendisine,ailesinden yadigar kalan sanat eserlerini satan bir kızdan ilginç bir telefon gelir.
İşin  ilginç tarafı ise, kos kocaman bir villaya sahip olan bu kızın, daha önce bahsettiğim gibi garip bir hastalığı olmasıdır.
 Yaklaşık 15 yıldır kendini bir odada kilitleyen Claire, Oldman ile bir duvar arkasından iletişim kurar.
Bu gizemli haller Oldman için bir tutkuya dönüşür ve Claire aşık olur.
Görevini bitirdiği  bir günün sonunda,Oldman saklanıp çok merak ettiği Claire izler ve onu bu durumdan kurtartmak isteyen, aşkta tecrübesiz Oldman, bu işe arkadaşı Roberti katar, ona danışır ve olan bundan sonra olur..
Oldman'ın Claire izlemesi bir çeşit ihanet gibi geliyor,   kız izlendiğini bilmese de, güvenini kırıyor gibi geliyor biz izleyicilere, çıkmak istemez iken karşısına, onu bulmak, onu görmek Claire karşı hissedilen duyguların,  gerçek aşk böyle midir diye sorgulatıyor .
Asıl mesajı zaten burada alıyoruz, hayatta her şey taklit edilebiliyor: neşe,hüzün,aşk bile.
Sanat,gerilim barındıran İtalyan yapımı olan "En iyi teklif" filminde herkesten bir şüphe etme durumu var ve görüyoruz ki hayatta, bütün farklılıkların gün ışığına çıkması, her zaman faydalı olmayabiliyor.
Sonunda hem Claire, hem de hayatı boyunca topladığı sanat hazinesinden yoksun kalan Oldman, anlıyor ki "her sahte eserde daima saklı bir hakikat vardır" ve hakikatler hep acıdır.







METALCİ


Küçük yaşta abisini kaybetmenin yasını kaldıramayan Herra, kardeşinin izinden yürür. Acısını kendisini Heavy Metale adayayarak ifade eder ama onu anlayan yoktur, çünkü aileside bu karanlık dönemi atlatamamaktadır.

Ruhu duygusal  bunalım geçiren Herra'nın sürükleyici hayatı, acılardan arınma çabası,  İzlanda da bir çiftlikte geçmektedir.
Herra'nın en büyük hayali bir Rock yıldızı olmaktır.
Dünyası inişli çıkışlı basamaklardan ibaret olan Herra, bazen durgunluk yaşasa da kendi özünden asla geri adım atmaz, vazgeçmez.
Acıya işkenceyle karşılık verme pahasına olsa bile dair.
Heavy Metali yargılayan çok oluyor filmde ,gürültülü çünkü,herkes anlayamıyor dinlemek dair istemiyor  kimisi ama o şarkılarda gerçeklerden söz ediyorlardır, hakikatten kaçanlarda bu yüzden çoktur gerçek hayatta da.
 Gürültülü bu dünyanın içinde, have metal hayatın bir metaforu gibi. 
Baş kahramanımız filmin içinde buna benzer şeyler söylediğinde, dış, ön yargının anlamadan,bilmeden ne kadar kötü olduğunu tekrar kanaatine vardım, ki bazen her şey anlaşılır değildir hayatta fakat anlamadanda güzel olan şeyler vardır, dinlemek yeter.
Acı yaşadığımızı hissettirir, ruhumuz hevy metal müziğe benzer bazen, fırtınalar kopartabilir, karanlıktır acılar ama sahte bir mutluluktansa gerçek olmaları bir gün ışığı kılıyor bu hisleri.



   



KUTUP ÇİZGİSİ AŞIKLARI


Hayatımızı tesadüfler oluşturur.

İşte bu yüzden, başımıza gelecek olanlardan ama iyi ama kötü hiç bir şeyden kaçamayacağımızı anlıyoruz bu İspanyol filmde .
Kaderleri onları üvey kardeş olarak bir araya getiren Otto ve Anna, çocukluktan beri aşıklardır birbirlerine.
Onların hikayesi, bir masalı canlandırmak gibi bir şey.
Yıllarca gizliden aşk yaşayan kahramanlarımızın yolları, Ottonun annesinin ölümüyle ayrılır.
İkisi de çocukluktan beri inandıkları  gerçek bir  hikayenin yaşandığı yerde, birbirlerini tekrardan bulabileceklerinin hayalini kuruyorlardır.
Kuzey kutup dairesinde, güneşin hiç batmadığı yerde.
Otto ismini bir pilot görevlisinden almış olarak, adına yakışır bir şekilde bir pilot olur.
 Ana ise onu Laponyada beklemektedir.
Keşke herkesin, izlerini takip edebileceği bir masalı olsa diyoruz içimizden.
Geçmişten geleceğe gizemli,bir masum aşk hikayesi.





KARPUZ KABUĞUNDAN GEMİLER YAPMAK


Bir türk yapımı olan bu filmde,  üç masum arkadaşın yere göğe sığmayacak olan hayallerini gerçekleştirme çabasını izliyoruz.

Başta konuşmalar çok şeker.
Ünlü oyuncular yer almıyor ve yönetmen kendi hayatından kesitler sunuyor filmde.
Hakiki bir şekilde işlenen bu filmde, her şey öz ve güzel.
Bu arkadaşlardan ikisi çırak olarak çalışıyorlar, biri berbercinin yanında, diğeri karpuzcunun.
Üçüncü olan arkadaşta, ölen nişanlısının yasını tutan çaresiz bir masum.
Üçünün hayalide bir sinema makinesi inşa etmektir.
Bunun üzerine farklı kitaplar okurlar, kendi yöntemleriyle, kopmuş film şeritleriyle ,bitmek bilmeyen bir iradenin içindelerdir.
Bu üç dosttan Recep,kendisinden yaşça büyük mahalle kızı Nihale aşıktır, kızın annesi Recebi oğlu gibi görür, benimser.
Recep ilk hayal kırıklığını, aşkına bir türlü karşılık bulamayan Nihallerin taşınmasıyla yaşar, sonrada sinema hayallerinin suya batmasıyla.
Filmin zaten açılımı haline olarak gelen bir sözü var,bütün filmin değerini özetleyen: "Karpuz kabuğundan gemiye binersen çabuk inersin" diye.
Kimimizin çocukken büyük hayalleri olmadı ki, büyürken,  hayal kırıklığına uğrarken, düşlerimizin alanı küçüldü zamanla...


12 Haziran 2015 Cuma

DEEP TONE-DERİN MAVİ 1



İnsaniye

Nisan yağmurları
Ağustos ikindileri
Karlı zirveler
Bir avuç bulut
Öpüşen martılar
Gül pembe bebe tenleri
Menekşe lavanta
Çakıl taşları mumlar müzik kutuları
Ve hayat ne güzel

İnsanı tanımaksa zor sanat. Ama değer.
Bütün şiirler, öyküler, şarkılar insanı anlatıyor.
Anlayana selam olsun.