24 Nisan 2014 Perşembe

İsmail KADARE


23 Nisan Dünya Kitap Günü olması vesilesiyle ve sadece Türkiye gibi güzel bir ülkede yaşanan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramınızı kutlayaraktan sıradaki yazıma başlıyorum geçte olsa.
Mart ayında Bursada yaşanan Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivalinde, gösterime sunulan "Ölü ordunun komutanı", eserinin yazarı İsmail Kadare arnavut yazarı hakkında ,geçtiğimiz bu günün önemi karşısında bazı bilgiler paylaşmayı uygun buldum.
İsmail Kadare 1936 yılında, Arnavutluğun, Osmanlı İmparatorluğu zamanında Ergir(Gjirokastër) kentinte doğmuştur.
Bu günlerde biografisinde 50'den fazla eser sayılan biri olarak, çocukluğu Arnavutluk'ta ki ikinci Dünya Savaşı sonrası, komünist rejim içerisinde geçmiştir.
Romanlarındada baş yapıt  olarak sürekli komünist toplum konuları ilham olan bu romanların bir örneğide:  Taştaki Kronik eseridir.
Hemen hemen 40 ülke ve bir çok dile çevirilen eserlerinin türkçeden:Ölü Ordunun Generali ,Düğün ,Şenlik Kurulu,Canavar,Piramit,Kosova'ya Üç Ağıt,Kaza, Rüyalar Şatosu gibi bir kaç taneside bu romanlardır.
Tirana Universitesinde okumuş ,öğretmen olarak Tarih ve Edebiyat bölümlerinden mezun omuştur .
 Booker,Asturias Prensi Edebiyatı ,gibi önemli ödüllere layik görülen Kadare, aynı zamanda Nobel odülü adayı olarak gösterilmiştir.
 Siyaset üzerine genellikle Balkan toplumunun sorunlarını tartışan  Kadare ,kendini Don Kişot gibi bir benzetme yakıştırır:onun gibi  deli ve hayalci olduğunu ifade ediyor.
Bu gibi karşılaştırmalar sonrasında Piramit ve Rüyalar Şatosu gibi eserlerinin siyaset konularına benzer sebepleri yüzünden ,bir kaç defa yazması yasaklanmıştır.
Ününe yakışmayacak bir kaç bilgi sonucunu geçmenin ardından,  benim en sevdiğim kısıma geçiyoruz, şiirlerine.
İlk olarak 1960'lı yıllarda şiir alanında tanınmış ,sonrasında ise 1964  senesinde   filme uyarlanan,(Marcello Mastroianni) Ölü Ordunun Generali isimli romanı ile başarı kazandı.
 Romanlarına sansür uygulanmasıyla bir kaç defa Fransaya gidip dönen Kadare ,bunun sonucunda artık Pariste yaşamaktadır.
"Ölü ordunun generali veya Komutanı" ünlü eserinin anlattığı ve konu aldığı bir generaldir, arnavtluğa dönüp ölen askerlerin kemiklerini arayan rolünde karşımıza çıkan komutan Ariosto.
Devamında "Piramit" gibi diğer bir romanda ise,İsmail Kadare,Enver hocanın heykellere karşı zaafıyla ilgili dalga geçiyor öte yandan bir soruyu göz önünde bulunduruyordu: piramit bir mezar ise bu  kimin mezarı?hükümdarın mı ,yoksa halkın mı?
Çok daha yeni eserlerinden biride "Kaza" olan roman, bir yolculuk sırasında yaşanılan bir kaza sonucu ölen bir kadın ve erkeğin ölümünü anlatan, veya daha doğrusu anlatmaya çalışıpta anlatamayan bir taksiciyi konu alıyor, bunun ise açıklaması acaba taksicinin dikiz aynasında gördükleri karşısında aşık bir çift mi vardı, yoksa herşey bir yanılsama mıydı?Aşk gerçek midir, yoksa bir yanılsama mı ?
İsmail Kadare diğer bir anlamda arnavutları temsil eder, arnavutlarında İdolüdür.
Evet ama heşeye rağmen dediğim gibi benim romanlarından çok vazgeçilmezlerim olan şiirleridir:”Özlem”,”Kristal” “Sen benim için” gibi arnavutçadan en sevdiğim şiirleridir.
Kendimce kendi şiirlerimde olduğu gibi bir kaç şiir çevirisi yapıp paylaşmak istedim fakat benden daha profesonel çeviri yapan olanlar olduğu için bir kaç araştırma sonucu ,bazılarının çevirisini buldum buyrun siz karar verin :)


ÖZLEM

Bir kaç damla düştü üstüne camın,
Özlem hissettim sana birden,
İkimizin yaşadığı aynı şehir,
Ve ender görüşüyoruz,ne kadar ender.

Ve bana ne garip geliyor biraz
Nasıl geldi bu sabah, bu güz.
Leyleksiz alacakaranlık gökler
Ve ortasında yağmurlar gökkuşaksız.

Ve Heraklit`in kadim deyişini
Hatırlayıverdim lanet olası:
“Birliktedir dünyada uyanıklar
Oysa yalnızdır uyuyanlar.”

Kaç düşe daldık o kadar kötü,
Uyanamadığımız bir türlü?...
Kaç damla yağmur yağdı üstüne camın
Ve özlem hissettim sana birden.

Çeviren:Bülent Bilmez


KIŞ GÖKYÜZÜ

Anıların akını.
Bir sigara yaktım,yaklaştım pencereye,
Öyle geliyor ki bana,kır saçlar değil de gökten,
Mektup yağıyor binlerce, hiç elime geçmeyen.

Uzak mektuplar,
Yazılmış uzak ellerce,
Ve uzak en uzak bulutlardan da.

Çeviren:Bülent Bilmez



ALPLERE

Bakire titanlar
Sarsmaz sizi yağmurlu fırtınalar
Yıldırımlar,gök gürlemmeleri
Kurak rüzgarlar.

Ama işte küçük bir su birikintisi
Mavi-göz,mavi alın,
Tepe taklak seni sallayan.
Saf göğsüne.

Çeviren:Bülent Bilmez

İSKENDER BEY’İN PORTRESİ

Büyüyor tam gün gibi
Bulut ve rüzgar ile memleketin üstünde.
Güneş gibi isme sahip:Gjergj,
Öbürü ay gibi:Skenderbe

Çift boynuzlu keçi var başının üzerinde,
Eski acayip bir amblem
Adeta biliyordu,boynuzlarının arasında
Vuruşacağını iki imparatorluğun.

Yirmi dört savaş yaptı ki,
Yirmi dört ölümü kırdı,
Neyin eksikliğini hissederse gündüzün Gjergj,
Gideriyordu Skenderbeu.

Ölümünden sonra kemikleri parçalara ayrıldı,
Bin meara yatırıldı.
Çok şeye bol miktarda sahipti,
Ama en çok takdir ettiği Arnavutluktu.

Çeviren:Bülent Bilmez


GEYİK

Ey yüce geyik,yıldızlara yükselen çatallı
Boynuzlarınla,
Köpekler tarafından kovalanmış,koşarsın,koşarsın,
Koşarsın.
Ne çok sallarsın başını,gökyüzünden düşen
Kar beyazı tanecikler ve billurlar,damla-damla.

Çift sürer boynuzların karasaban gibi
Yalnızca tepelere takılı kalır sürekli,
Yapışkan yıldız çizgilerine ve meteor hamurlarına
Sabah hummasında ki kuzey ışıklarına ve yıldız fallarına.

Ancak köpekler bilmez isemez,onlar havlar sadece,
Saldırırlar düşürmek için seni ve gidersin yine
Lakayt yıldızlar altında.
Köpeklerden de çok
Gökyüzünün bu lakatlığı parçalar içini.

Çeviren:Bülent Bilmez



ARNAVUTLUK ÖZLEMİ


İçimi bir Arnavutluk özlemi kapladı

Bu akşam troleybüsle dönerken
İçilen o partizan cıgarasının dumanı
Mavi mavi kıvrılıyor, halkalar yapıyor
Yurttaşlarım Arnavutların dilinden gizlice
Kulağıma bir şeyler söylemek istercesine.

Bu akşam Tirana sokaklarında dolaşmak istiyor canım

Kimi kez yaramazlık yaptığım, eskiden
kimi kez uslu uslu geçtiğim sokaklarda.
Tanır beni o tahta kapılar
Ve görünce dişlerini gıcırdatıp
"seni gidi seni" diye bana kafa sallayacaklar.
Ama kötüye almayacağım ben bunu
Çünkü içim özlem dolu.
Ve kuru yapraklarla, sonbahar yapraklarıyla
Örtülü dar sokaklarda yürümek istiyorum
Ne ucuz benzetmeler yapılabilir bu yapraklarla...
Yürümek istiyorum
Önyargılar gibi karanlık
Çapsız bir adam gibi
Kısa ve dolambaçlı bir sokakta,
Bir cıgara yakmak
Bir gülmeceye gülmek
Ve bir anıyı, yerdeki yapraklar gibi
Çiğneyip geçmek istiyorum.


Bizim Arnavutluk'un özlemi kapladı içimi
Özledim, o büyük, o geniş, o derin göğünü
Adriyatik dalgalarının o mavi dörtnalını
Gün batımında tutuşmuş kaleler gibi bulutlarını
Ak saçlı, yeşil sakallı Alp dağlarını
Meltem titreşen o ipek gecelerini
Ala tanda kızılderililerini andıran sislerini.
Özledim, lokomotiflerini, atlarını
Teri içinde, soluyan ve kişneyen atlarını
Selvilerini, davar sürülerini, gömütlerini
Özledim, özledim
Arnavut kardeşlerimi.

Özledim, artık hemen oraya döneceğim

İsteklerin, sislerin üzerinden uçarak.
Uzaklığında daha bir cana yakınsın yurdum.
Vınlamalarla, uğultularla titreyecek havaalanı
Uçurumlar üstünde tüy tüy bulut öbekleri.
Bu tepkili uçak hızını bulgulamış olanlar

Yurtlarından zaman zaman ayrı düşmüş olmalılar.



Çeviren:Tahsin Saraç


















.